19 Temmuz 2011 Salı

Apocalypse Now


fragman

"Apocalypse now", francis ford coppola'nın yönettiği marlon brondo, martin sheen, robert duvall, frederic forest, harrison ford, albert hall, dennis hooper ve Lawrence fishbourne'un (bildiğin morpheus daha sakalı çıkmamış) oynadığı çok kaba tabiriyle sınıfının dışında bir savaş filmi. 2 oskar almış bir film, toplam maliyeti tam bilinmemekle beraber 80 milyon dolar domestic geliri var. En az gözüken marlon brando'nun resmen diğer oyuncuları yeyip bitirdiği, martin sheen'in en başarılı filmlerinden biri olarak gözükse de başrolde olunulup bu kadar zıçılan ezilinen bir film.


Filmimiz, çekimlerinden önceki olaylarıyla başlıyor. Yöneticisinden başrol oyuncusuna kadar hepsi son anda değişebiliyor ve değişiyor. Az kalsın filmi George lucas yönetiyordu. Marlon'la, coppola'nın sürekli tartışmaları, coppola'nın megalomanlığının üst sınırlarını merak etmesi, yüzbin dolar değerinde doğum günü partileri, psikolojisi bozulup filmi bırakan ekipmanlar, "senle savaş filmi çekmem coppola" deyip başrol captain rolünü siklemeyen bir al pacino, morpheus'un yeni uyuşturucu işine girmiş zenci sıfatıyla askeri kıyafetler içinde gözükmesi falan.

Film, the doors'un iddialı bi müziğiyle başlıyor derken captain rolündeki martin sheen askerler tarafından göreve çağrılır, hala bu adama gıcık olurum rolün hakkını verememiş itoğlu it. Amerikan ordusu, walt kirtz adında bir albayın vietnam'da sapıttığını, orduyu ve amerikayı siklemeyip onlara karşı geldiğini, albayın öldürülmesi gerektiğini captain'a tembihlerler. Filmin ana teması da bu zaten, captain'ın komutan kirtz'i bulmaya çalışırken başından geçenler, karşılaşma merasimleri ve sonrası.


Neyse bu bizim malafat captain görevi alır, yanında bebelikler de vardır, bunlardan biri de bizim morpheus yani desen ki bak sen ilerde matrix'te oynayacan, tövbe yarabbim bali görmüş tinerci çılgınlığında bir Lawrence Fishbourne izliyoruz film boyunca. Vietnam'a vardıklarında onları Robert duwall karşılar, yani yarbay bill. Bu yarbay, amerikan ordusunun minyatür haline getirilmişidir. Kendini beğenen, istediği yere napalm bombası atan, atarken müzik dinleyen, napalm bombası diyoruz boru değil, ordudaki sörfçüleri toplayıp onlarla denizin dalga boyunu tartışan bir asker, tipik amerikan askeri. Yarbay Bill'in şu sahnesi de filmdeki favorilerimden. Askerlerin Vietnamlı öldürme sahneleri çok gerçekçi, bunun amacı coppolanın savaşın pis yüzünü göstermek istemesi mi, orduyu kötülemek istemesi mi yoksa sadece adam öldürmek istemesi mi, tartışılır.


Bence burada coppola dalga geçmeye çalışmış, yarbayın askerlerine gaz vermek belki de biraz samimi olmak için kurduğu cümleler şunlar: “kokuyu alabiliyor musun? Sabahları napalm kokusuna bayılıyorum, bir zamanlar bir tepeyi 12 saat boyunca bombaladık ve bütün bunlar bittiğinde yürüdüm bir tane bile pis kokan ceset bulamadık. Bu benzine benzeyen koku zaferin kokusuydu” böyle bi diyaloğu sadece “patton”da görürsünüz bir de burada. Diğer tüm Vietnam savaşı filmlerinde vurgulanan askerlerin psikolojilerinin bozulmaya başlaması, genç askerlerin birbirlerine baba ocaklarının resimlerini göstermeleri burada da çokça var. Ama savaşın anlamsızlığı bu filmde asıl vurgulanmak istenen olmamasına rağmen, bunu coppolanın söylemlerinden anlıyoruz, bu vurguyu yapmaya çalışan filmler bu kadar becerememiştir.


Walt kirtz'e yaklaştıkça Vietnam savaşı sanki başka bi savaşa dönüşür, orada başka bi dünya vardır. Bizim kirtz, orada yamyamları kekleyip onların ilahı pozisyonuna gelmiştir. Her sabah taze sıkılmış meyve suları ile gücüne güç katmaktadır. Sonuçta bu yamyamlar konuşmaz, eleştirmez sadece tapar. Captain ile kirtz'in konuşması bence marlon brando'nun senaryosunu yazdığı kısımlardır, direk başrol oyuncusunu sen 2 saat gösterdin ben kısık sesle 10 dakkada onun tüm şatafatına sıçayımın senaryosudur izlediğiniz. Kirtz, felsefe de bilmektedir, mal captain'ın kafasını iyice karıştırır, zaten savaşın ne için olduğu da belli değilken sabah akşam yamyam ilahileri dinlerler; hep aynı nakarat, insanı kendi dinlerinden soğutuyorlar. Yamyamlar ayinlerinde ineği keserken, captain da kirtz'i öldürür, yalnız bu öldürülen ineğin, onlar karaboa mı ne diyolar, sahneleri gerçekmiş. Kirtz'in bıraktığı not da içler acısıdır. Bu yamyamlar bu sefer captaine tapmaya başlayacakken bu sıvışıp gider aralarından ama büyük ihtimalle artık sıyırmıştır. Giderken sizi medeniyetten uzak bırakan kabile şefinize sokayım der gibi bakmaktadır.


Film bunlardan ibaret ama bu kadar maliyete değer mi derseniz bence sadece kült film olması bile apayrı bi lezzet, sonuçta biz de etkilenip bişeyler yazmaya çalışıyoruz. Ama tüm filmin ruhu-akustiği coppola'nın karakterinden etkilenmiş, bu etkilenmeyi de en iyi Jean Baudrillard anlatıyor:


"Coppola'nın kıyamet'i yapış biçiyle amerikan ordusunun savaşma biçimi arasında bir fark yoktur. Zaten film bu olguyu çok güzel bir şekilde kanıtlamaktadır. Çünkü coppola, filmini amerikan ordusununkine benzer bi haddini bilmezlik, teknik rahatlık ve inanılması güç benzer bir saflıkla yapmış ve sonuçta da benzeri bir başarı elde etmiş! (bu filmden sonra coppolanın kariyerinde hızlı bir düşüş gözlemleniyor, 2 godfatherın üzerine yaptığı bu filmden tam 10 sene sonraya kadar adam akıllı bi film beceremiyor, 1990'da gelen film de godfather 3) bir kafa bulma, teknolojik ve psikedelik bir hayal kurma biçimi olarak savaş. Bir özel efektler silsilesi olarak savaş. Westmoreland, gerçekte nasıl savaştıysa, coppola da tıpkı öyle savaşmıştır. Doğal olarak güney Vietnam cehennemini yeniden canlandırabilmek için napalm bombalarının atıldığı Filipin ormanları ve köylerinin oluşturdukları o müthiş ironik görüntüleri saymazsak! Bu film olan biten her şeyin tıpatıp aynısını yeniden yapmıştır.


Örneğin çekim sırasında o insafsız mısır tanrısı moloch'un aldığı keyfin bir benzeri yaşanmıştır. Milyarlar harcanır, yani o kadar araç gereç ve malzeme yok edilir, o kadar olay yaşanırken de kutsal bir keyif alınmıştır. Bu film bir olanaklar ve olaylar şenliğidir. Dünya çapında tarihi bir olay olarak tasarlanan bu film çarpıcı bir paranoyanın ürünüdür. Yaratıcının usunda Vietnam savaşı budur, bir başka deyişle ona göre böyle bir savaş olmamıştır. İnanın ki adına Vietnam savaşı denilen bir şey hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Bu savaş yalnızca bir düş, yani napalm bombalarıyla tropik ormanlar sayesinde baroklaşan bir düştür. Asla politik bir içeriğe sahip olmamış ya da zaferi amaçlamamış (psikotropik) bir ilacın neden olduğu bir düş, ama aynı zamanda savaş sırasında bu savaş görüntülerini çeken bir gücün sayısı belirsiz bir kurban verme gösterisi. Coppola, Vietnam savaşı'na adadığı bir süper filmle bir kitle gösterisine dönüşmüş olan bu savaşa da bir son verecektir.


Filmde savaşa karşı herhangi bilinçli bir tavır alma, herhangi bir eleştiri, gerçek savaşla gösteri arasına konmaya çalışılan herhangi bir mesafe yoktur. Bir başka deyişle filme vahşi bir nitelik kazandıran şey, savaşın yol açtığı ahlak psikolojisi tarafından kirletilmemiş olmasıdır. Coppola, kimseden çekinmeden helikopter pilotunun başına hafif süvari alayı şapkasını geçirebilmekte ve wagner müziği eşliğinde ona bir Vietnam köyünü bombalatabilmektedir. Bunlar yabancılaşmayı hedefleyen eleştirel göstergeler değildir. Film bunlarla dolup taşmaktadır. Bunlar yalnızca birer özel efekttir. Coppola'nın filmi de aynı tarihi megalomanyak düşünce tarafından güdümlenmiştir. Filmin çekiliş biçimi amerikan ordusunun savaşma tarzına benzemektedir. Filmde de aynı anlamsız kudurganlık ve abartılı bir kukla oyununu andıran savaş görüntüleriyle karşılaşılmaktadır. Bütün bu korkunç görüntüleri bizim suratımıza çarparak insanın kendi kendisine böyle bir vahşet nasıl olabilir sorusunu sormasına neden olmaktadır. Bu soruya verilebilecek bir yanıt ya da getirilebilecek bir değerlendirme yoktur.


Wagner'i dinlerken nasıl bir keyif alıyorsak, bu korkunç şeyi izlerken de benzer bir keyif alabilmek mümkün. Ancak bu esnada anlamsız, dürüst ve bir değer yargısı niteliği taşımayan ve bu filmle Vietnam savaşının aynı kumaştan biçilmiş olduklarını hiçbir şeyin onları birbirlerinden ayıramayacağını ve bu filmin de savaşın bir parçası olduğunu dile getiren bir fikir araya sıkıştırılmıştır. Görünüşe göre amerikalılar gerçek savaşı kaybetmiş olsalar bile bu amerikan filmi kendi savaşını kazanmıştır." Francis Ford Coppola, evet Al Pacino'ya, Robert Duvall'a, Robert de Niro'ya ve bilumum oyunculara oyunculuğu öğreten bu adam kariyerini büyük riske atmış, şahsi servetini bitirme noktasına getirmiş ama bu filmi çekmiştir.Favorilerimden olan bu filmi mutlaka özümseyerek izlemelisiniz.



Apocalypse Now film eleştirisi

3 yorum:

  1. robert duvall gelir 10 dk gozukur oyunculuk dersi verir gider.dennis hopper cıkar 10 dk da o gozukur adamı mest eder.film boyunca brondo cıksın diye beklersin altı ustu 30 dk oynar onda da dogru duzgun gozukmez agzın acık izlersin.bu denyo martin sheen 3 saat boyunca gozukur bi sik yapmadan filmi bitirir.ilk izledigimde patlayacaktım sıkıntıdan.yan karakterler bile daha cok izletiyordu filmi.godfather da cok yavas akardı ama oyunculuklar ust duzeyde oldugu icin 3 saat nasıl gecmis anlamazdın.
    filmin bir de sonradan eklenen sahneleri olan bir versiyonu var.bir kac gereksiz sahneyle beraber bir fransız ailesine konuk oldukları bir bolum var tayfanın.oradaki diyaloglar guzeldi baya.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Ben bunu görmemişim bak,yav olmaz işler başkan ya güzel film ama bence uzunluğu aynı şekilde güzel değil coppola godfather için de aynı yönden eleştirebiliriz çünkü film bazen gerçekten akmıyo oyunculuk falan da kapatamıyo arayı bide bence savaşa yapılan ya da bence savaş değil filmdeki biraz daha vahşet gibi ama vahşetin yapan tarafı bile ne denli kötü etkilediği açık (amerikan askerleri film akışında o kadar da kayba uğramıyolar o yüzden cokda savaş ortamı değil gibi olağanüstü hal ortamıyla beraber abuk kafada askerlerin yaptığı işkence var gibi heleki Brondo dayinin anlattiği cocuk felci aşı sahnesi hem harika hemde hemde filmin özet sahnesi gibiydi)ama hala uzunluğundan şikayetçiyim bazen insanlar bide adam çekmiş otur izle gibi yorumlarda bulunuyo uzun olmasına korkutma başkaan =)

    YanıtlaSil