7 Ekim 2012 Pazar

Arrested Development






“Arrested Development” dizisini Mitchell Hurwitz yönetmiş. Dizinin anlatıcısı (narrator) ünlü yönetmenlerden Ron Howard. Barşrollerde de Amerikan'ın en yaratıcı komedyenlerinden David Cross, Will Arnett, Jeffrey Tambor ve Jason Bateman yer alıyor.  Bu diziye değiniyorum çünkü kendisi en sevdiğim komedi dizisidir. Amerika ve ülkemizdeki tüm komedi dizilerini göz önüne aldığımızda bana göre en kalifiyeli senaryoya, oyunculuğa ve akışa sahip dizi bu dizidir. Hiçbir diziye veya filme bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. (eski yerli komedi filmlerinden bazıları hariç) Ama total izleyici kurbanı olma meselesi sadece ülkemizde olan bir hadise değil. Bu güzel dizi de 3. sezonun ortasındayken reyting kurbanı oldu ve birkaç bölüm daha yayınlandıktan sonra kaldırıldı.

 
Burada çok önemli bir husus yatıyor; izleyicilerin seçimleri ne kadar doğrudur ve reytingler doğru bir şekilde ölçülebiliyor mu? İşte bu iki sorunun muğlaklığı tv sahiplerinin çoğu zaman yanlış ve saçma kararlar almalarına sebebiyet veriyor. Arrested development, belli ki Amerikan halkının zekasının üstünde bir anlatışa ve espri yaklaşımına sahipti, insanlar gerek ülkemizde olsun gerekse de başka yerlerde çok zeki yapıtları istemiyorlar. Belki bunda da haklıdırlar, işten eve geldiklerinde veya dinlenmek için tv açtıklarında çoğunlukla sonu belli olan ya da tanıdık hikayeler görmek isterler. 4-5 sezon yayınlanan sıradan aşk dizilerinde başrol oyuncularının sevişmesi için tam 1500 gün bekleyen teyzelerimiz var ve reytingi de bu kadınlar belirliyorlar. Uzun cümleler, göndermeler ve bazı üstü kapalı mesajları dünya genelindeki çoğu izleyici sevmiyor belki de kafa yorduğu için istemiyor. Peki ama bu zeki kitlenin varlığı azınlık kesimin neden canını sıkmak zorunda?


Ülkemizde baştan sona izlediğim tek dizi vardı o da tahmin edeceğiniz üzere erkenden yayından kaldırıldı. "Üsküdar’a giderken" adlı diziyi çok beğenmiştim, tamam dedim aradığım bu. Hep gavurların sit-comlarını izliyoruz biraz da kendi komikliklerimizi, muzipliklerimizi, maceralarımızı izleyelim demiştim ki güzelim dizi yayından kaldırıldı. Şimdilerde hemen hemen aynı ekip başka bir dizide beraber çalışıyor; işler güçler. Selçuk aydemir bu sefer izleyiciyi mutlu etmenin yolunu bulmuşa benziyor. Araya tipik, bilindik, ucuz sahneler de ekleyerek bir yarım saatlik bölüm de kendi nirvanasını zorluyor, benim sıkılacağım sahne sayısı artarsa ekranlarda biraz daha kalabilir. Arrested development ise o kadar yüksek bir çıtadan başlamıştı ki salak Amerikan halkı diziyi anlayamadı. Derken zamanla dizi kıymete bindi ve yakında yoğun istek üzerine dizi 4. sezondan devam edecek ayrıca bir de filmden bahsediliyor. Hepsi önümüzdeki iki yıl içinde olacak gibi.


"How I met your mother" (ananla nasıl tanıştım) ile gülen üniversite gençliği, hepinize acıyorum. O kadar sıradan ve ezbercisiniz ki gördüğüm yerde cümlelerimle sizleri ezesim var. Bir de okan ve beyazın programları bi de Abbas güçlü ile Türkiye'nin geleceği derken entelektüel olunmuş oluyor. Bir kere üniversite öğrencisinin farkını izlediği talk showlar belirlemez. Ben hiç birini baştan sona izlemedim, gerek de yoktu. Üniversiteye gitmiş olmanın en önemli göstergeleri sosyal olmak, yeni kültür ve lisan öğrenmek, beynini çalıştırmayı denemek ve en önemlisi kitap okumaktır. Türkiye'de bir sürü üniversite dolayısıyla bir sürü öğrenci var ama gazetelerimiz, sinemamız ve dizilerimiz hiç de okur-yazar, kültürlü kesime hitap etmiyor. Gerçi hakkını vermek lazım biraz biraz toparladı dizilerimiz ama potansiyelin çok altındayız. Leyla ile mecnun dizisi buna en güzel örnek olacaktır. Üniversite mezunu veya öğrencisi olmadan bu diziden bir insanın tad alamayacağını düşünüyorum. Ne zamanki böyle diziler ve eserler artacak işte o zaman bu ülkede bir şeyler yolunda gidiyordur diyebileceğim.


Üniversiteye değiniyorum çünkü bu insanlar belirlemeli izlediğimiz, okuduğumuz veya içinde bulunduğumuz her şeyi. Çünkü bu insanlar düşünen, eleştiren ve kolay ikna olamayan insanlar olmalı, ama daha var. Görünen o ki o hep özenilen amerikanın bile hala zamana ihtiyacı var neyse ülke ve kültür meseleleri hiç bitmeyecek gibi. Bitmeyecek ama konuşmak lazım, özellikle dizilerin süreleri. Reklamla beraber 4-5 saat süren dizilerimiz var ve bu diziler her hafta yayınlanıyor. İnsan bunca senaryo ve olay akışı nasıl oluyor diye merak ediyor ve tabii ki cevap belli; olaylar ve karakterler sıradan, şöyle ki başroldeki insanları kapatıyorlar bir odaya hadi siz konuşun diye. Bu insanlar konuşurken çok ciddiler, hiçbiri cümle hatası yapmadan konuşuyor ve normal insan izleri yok. Başroldeki erkeklere tüm mahallenin kızları aşık ve hep zengin ile güçlünün hikayesi anlatılıyor ve amına koduğumun bu dizilerinde olaylar akmıyor, adamlar kahvaltı yapıyorlar yarım saat ve bizde izliyoruz. İşte izlememek lazım ama daha 50 senemiz var. Komedi dizilerimize gelince canı sıkılan sit-com yapıyor. Nedir bu sit-com? “Situation comedy” yani durum komedisidir. Belli birkaç mekanda belli kişiler en fazla yarım saatlik bir süre zarfında hızlı hızlı espriler ve göndermeler eşliğinde bir şeyler anlatmaya çalışırlar.


Peki ülkemizdeki sit-comlar nasıl? En kısası reklamla beraber 2,5 saat. Amına koyacam şimdi ama olmayacak. Olmaz, olamaz bu kadar uzun sit-com olmaz. Başrol oyuncusuna veriyorlar inisiyatifi konuş babam konuş. Espriyi biz konuşma şeklinden ve tavırlarından alıyoruz. Halbuki asıl espri hızlı laf sokmalarda ve göndermelerde aranmalı. Hep göndermeden bahsediyoruz ama nedir bu gönderme der gibisiniz. Gönderme, dizi oyuncularının rolleri icabı anlattıkları olay ve durumda aslında başka bir hikaye ve olaya çağrışımda bulunma istekleridir. Örneğin bir komedi dizisinde beş-altı tane adam ani bir kararla bir mekandan çıktıklarında üzerlerinde siyah takım elbiseler ve arka fonda da hareketli bir müzik var ise gönderme yapılan yer reservoir dogs filmidir. Tabi gönderme yapan kadar alanın da yeri önemlidir. Bu gönderme film olur, gerçek hayattan olay olur bazen de oyuncuların eski deneyimleri ile gerçek hayatlarından kesitler olur. İşte bu gönderme denilen şeyin en fazla ve güzel olarak yapıldığı yer arrested development’tir. Ben daha önce bu kadar güzel ve fazlasını görmemiştim. Her sahnede bir şeyler saklı ve az olan dizi süresi çok ama çok dolu ve yoğun olarak geçiyor.


Gönderme meselesindeki asıl olay ise şudur; gönderme yapılan kesimin belli kültür seviyesinde olmasıdır. Kimse yanlış anlamasın ama şuan 40-50 yaş ve üstü olanların anlayabileceği bir gönderme türü yok. Türkiye'de bu işin adı absürd komediye çıkıyor zaten öyle de olmak zorunda. İnsanlar anlamıyorlar ve anlaşılmayan şey de absürd yani tuhaf oluyor. Tabi burada absürdlüğün dozajını arttıran da halkını çok iyi tanıyan senaristler. Bütün bunların üstüne oyuncularımızın çok sıradan olmaları da eklenince cılız bir tv hayatı ortaya çıkıyor. Akasya durağı ve arka sokaklar dizileri zeka altı diziler. Bu dizileri kendi oyuncuları dahi izlemezler. Aksiyon ve komedinin bu kadar kötü olduğu başka bir yapıt olamaz ama bu diziler sağlam reyting alıyor. Bir üniversite öğrencisinin bu dizileri izlememesi lazım.


Güzelim dizimiz arrested development’ı anlayabilmeniz için az buz yabancı dizi ve film kültürüne biraz da Amerikan yaşamına aşina olmanız lazım. Arada anlayamadığınız espriler olabilir. Bir de bu dizide çok sağlam kelime oyunları içeren espri olduğundan altyazıyı çok iyi yerden seçmelisiniz. Bir kere bu dizi tvde felan izlenmez. Birkaç tane güzel yabancı dizi yayını yapan site var oralardan izlemenizi tavsiye ederim. Peki bu dizi neyi anlatıyor derseniz, bluth ailesinin başından geçenleri anlatan bu dizimizde bluth ailesinin tüm fertleri alık ve saftiriktir, bir kaçı ise kolpadır. Baba bluth tam bir dolandırıcı olup aileyi ve şirketi iflasa sürüklemişken, karısı ve kızı ise işe yaramadan sürekli alışveriş yapan fettan tipli kadınlardır. Ailenin en akıllısı ama aslında gizli bir saf olan Michael ise ailesini iflastan sonra bir arada tutmaya ve kurtarmaya çalışmaktadır. Michael’in iki erkek kardeşi de evlere şenliktir. Birisi hala annesiyle kalmaktadır bir diğeri de işe yaramaz bir sihirbazdır ve kendi kurduğu “hilesini halka gösterenin atılacağı cemiyet”ten atılmıştır.


Michael’in oğlu ile yeğeni de çok sevimli ve saftiriklerdir. Asıl bomba karakterim ise tobias fünke olup kendisi bluth ailesinin damadıdır. Tobias işe yaramaz bir doktor olup zamanında sertifikası elinden alınmış işsiz gezmeyi kendine şiar edinmiş gay olup olmamak arasında gidip gelen çok sevimli bir abimizdir. Onu her gördüğünüz sahnede güleceksiniz. Zaten o karaktere gülmüyorsanız diziyi bırakın. Arka sokaklar her pazartesi saat sekizde yayınlanırken, Rasim ozan Kütahyalı ve Ahmet çakarlı (bonus ümit ozat) derin futbol her pazartesi gece on bir de yayınlanıyor. Pazartesi tam bir eğlence ve heyecan şöleni sizleri bekliyor.


Tobias fünke bir gün iş aramak için evden erken ayrılır ve evdekilere bir not bırakır. Notun üstünde “işe gittim” yazılıdır. Notun altında ise t.(tobias) yazar. Evdekiler t'yi yanlış anlayabilir diye parantez içi not düşecek kadar da düşünceli bir abimizdir. Bu sahneye kaç dakka güldüğümü hatırlamıyorum. Tobias fünkenin o kadar zekice hazırlanmış sahneleri var ki saymakla bitmeyecek kendiniz izlemeli ve keşfetmelisiniz. Analrapist lakabını da unutmamak lazım. Ailenin işe yaramaz avukatını da unutmamak gerekiyor. Ara ara karşımıza çıkan bu karakter de inanılmaz komik ve bir sürü göndermenin ve hızlı esprinin de tam ortalarında yer alıyor. Gönderme demişken işte size avukatımızla ilgili güzel bir gönderme. Gönderme yapılan yer ise aynı oyuncunun yıllar önceki bir sahnesi. Barry zuckerkorn karakteri efsane bir karakter gerçekten de. Bu sahneyi bilmeden çok sıradan gelen görüntü bilenler için çok keyifli bir hal alıyor. Sanki bulmaca çözüyormuşuzsunuz gibi inanılmaz zevk alacağınız yüzlerce sahne var. Ayrıca dizimizi özel kılan bir diğer özellik de sahne geçişlerinde ve esprilerde gülme efekti kullanmamaları ki sadece bunun için bile izlemelisiniz. Bir de dizimiz inanılmaz hızlı ilerlemektedir. O kameramanın neler çektiğini gidip kendisine sorun. 25 dakikada en fazla ne anlatılabilir derseniz bu diziyi izleyin derim. Aynı diziyi bizimkiler yapsa bu aile yemek masasından yarım saatten önce kalkmaz, doğruya doğru.


Diziyle ilgili bir diğer güzel göndermeye daha değinmeliyim. Michaelin abisi gob, bir gün kardeşi michael’e ve onun bisikletine sinirlenir ve ona bir ders vermek ister. Bir gece Michael yatağından uyanır ve elleri siyah yağlarla beraber yorganın içinde parçalanmış bisiklet bulunur. İzleyince çok daha güzel gelecek bu sahne emin olun. Favori bölümlerimden birine de değineyim; hermano kelimesinin İspanyolca da erkek kardeş olduğunun bluth'lar tarafından bilinmediği bölümde  salaklık bu kadar güzel oynanabilirdi. İşte bizimkiler bunu beceremiyor, adam salak rolü oynuyor ama sevimli değil ve roller çok yapmacık. Dizi yayından kaldırılma kararı alındığında ekip son iki üç bölümü o kadar rahat ve kanallara laf sokaraktan yapar ki izlemeye değer. Buraları da anlatmanın mümkünü yok izlemeniz lazım. Diyelim ki diziyi hiz sevmedin ne olacak 25 dakika hemence geçiverir. Çok bir şey kaybetmezsiniz yani. Dizideki bir diğer ama başarılı olan avukata ve ismine de değinelim. Avukatın ismi: bob loblaw. Bir de hukukçular için bir bloğu var onun da adı: bob loblaw’s law blog. Bu bile izlemeniz için yeter piçler. Dizinin keyfini çıkarın ve komedi neymiş görün. Yakında çok sevdiğim favori filmlerden biri ile karşınızdayız…



Arrested Development dizi eleştirisi

1 yorum:

  1. Seinfeld'den sonra en çok güldüğüm yabancı dizi. Angut Michael Cera haricinde her karakter süper, işin garibi 20 dakikada her karekterin hemen hemen her bölümde bir hikayesi oluyor. Hatırladığım en komik sahne nedense, Michael Maeby'ye "your uncle is not not working here anymore" tarzı bir şey demişti Gob için. Tobias mavi olmadığı bölümlerde bile evin farklı yerlerinde mavi boya gözükmesi. Bir diğer sahne de doktor Buster'ın elinin kopmasından sonra "He is all right" demesi süperdi. İşin garibi bu kadar kaliteli oyuncuların başka iyi projeleri olmaması(ya da ben bilmiyorum).Bir Michael Cera kurtarmış paçayı anlaşılan aralarından. Yeni bölümleri merakla bekliyorum.
    Don't touchin!!

    YanıtlaSil