22 Ekim 2012 Pazartesi

Memories of Murder / Salinui Chueok





“Memories of murder” korecesiyle de “salinui chueok” filmini Güney Kore’nin önemli yönetmenlerinden joon-ho bong yazıp yönetmiş. Başrollerde de içinde park olan bir sürü adam var ne siz tanırsınız ne de ben. Güney kore sinemasının son yıllarda büyük bir çıkışta olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Bunda serbest piyasa ekonomisini benimsemeleri ve küçük yaşlardaki nüfusa  yatırım yapmaları etkili olmuştur çünkü bu sayede güney kore son 20 yılda inanılmaz şekilde güçlendi ve uzak doğunun önemli ekonomi merkezlerinden biri haline geldi. Akrabaları olan kuzeyliler ile aralarında asla kapanmayacak bir fark oluştu. Ekonomik anlamda rahata eren Koreliler artık farklı zevklere yönelmeye başladılar ve sinema da bundan nasibini aldı. Hiç filmlere ilgisi olmayan insanların bile izlediği old boy, ki gerçekten enfes bir filmdi, Korelilerin ne kadar iyi film yapabileceklerinin ufak bir göstergesi.


Bunlardan başka “Spring, Summer, Autumn, Winter... and Spring”, “The Chaser”, “Ajussi” ile “The Warrior” da güzel kore filmlerinden. “Memories of murder” filmini ise bir çok açıdan ön plana atan faktörler var. Bunların başında filmin bizim gibi holivud kültürüne alışkın insanların idrak edemeyeceği bir akışa sahip olması geliyor. Sonu belli olan ya da bir şekilde özümseyebileceğimiz şekilde biten filmlere alıştık, alıştırıldık. Bu güzel kore filmi sayesinde içinde bulunduğumuz anlamsız film izleme alışkanlığından kurtulabiliriz. Mesele sadece bir cinayeti hıphızlı çözüp akıcı konuşmayla yanındaki bayanları etkilemek değil. Daha doğrusu bunlar gerçek hayat değil. En basit örneğiyle “the mentalist”ten ciddi şekilde nefret ediyorum. Hem biz insanları salak gibi oyalayıp “red john” mamasıyla yıllardır avutuyorlar hem de jane karakteri şipşak olayları çözüyor, kendisi çok zekidir hem de çok. Buna benzeyen bir sürü örnek var. CSI serilerini de çok küstah buluyorum. Amerikan kültüründe yakışıklı ya da karizmatik dedektif/danışman hemen olayları çözüyor bizler de ekrandan izliyoruz ve manipüle ediliyoruz.


Sadece bu da değil. Aynı zevklere ve esprilere sahip olduk Amerikalılar ile. Şöyle ki conan obrian şovu izlediğimde ciddi şekilde gülebiliyorum belki de bende biraz Amerikalılık var bilemeyeceğim ama adamların esprilerine gülebiliyorum ya da sit-comlarına. Pek çok Türk’ün de aynı durumda olduğunu söyleyebilirim. Bir Japon şovunu izlediğimde ise hiç güleceğime ihtimal vermem. Amerika kökenli yarışmaların ve dizilerin ülkemizde tuttuğu bir gerçek. Bu holivud kültürü bizlere gerçeği göstermiyor. Diziler ve filmlere daha doğrusu tv'ye göre dünya (kamera) hep zengin ve güzelin etrafında dönüyor. Adam sokağa çıkıyor girdiği ilk dükkanda etrafındaki onca kız (ve hepsi de güzel) adama aşık oluyor ama adam kararsız, önümüzdeki 4-5 sezon ya da 40-50 dakika neler olacağı belli değil. Bu durum beni çok geriyor. Ulan amına koyuyum biz de sokağa iniyoruz karşılaştığımız rezillikler diz boyu, bırakın kızların ilgisini görmeyi insan muamelesi görmediğimiz pek çok sahneyle karşılaşıyoruz. Adamlar (holivud karakterleri) bir eve yığılmışlar yedikleri önünde yemedikleri arkalarında, hayatta hiç fatura ödememişler, ellerinde kitap hiç gözükmez ama hepsi de psikolojik bunalımda, hepsi de düzensiz seks hayatlarını toparlamanın derdinde, herkes de birbirine aşık ve entrika çevirme niyetinde felan. Akşamları hiçbirini uyku tutmuyor, sizin ejdadınızı eveliyatınızı sikerim amına koduğumun bebeleri. Bugün berber kulak içi kıllarımı kolonyadan tutuşturduğu büyüğümsü ateş parçasıyla yakarken kulağıma çok acayip duygular yaşattı, ben bu hissi neden tv'de göremiyorum ya da sokakta yürürken ben boylarda bir adam bir şey söyleyebilir miyim dedikten sonra niye memleketine gitmek için para istiyor, bende bir cenabetlik felan mı var?


Niye hep acılarla karşılaşıyoruz, bu filmlerdeki tatlı dünya neden yok? Lokantada yemek yerken neden bir kızın gelip “sürekli aynı yerde yemek yiyoruz, ne zamandır takip ediyorum seni, akşam köpeklerimizi yürüttükten sonra sevişelim mi?” teklifi yerine tipsiz ve bıyıkları çirkin bir dayının geğirtisini duyuyorum? Arada sırada göz göze geliyoruz ve yemek iştahım kaçıyor. İşte Amerikan rüyası bu, adı üstünde rüya her zaman gerçekleri göstermez. Kamera hep güzel veya zenginin etrafında dönüyor ve ezbere hayatlar akıp gidiyor, peki biz ne olacağız? İşte tüm bu çelişkili ve üzüntülü durumuza sebep olan Amerikan tipi eğlence sektörüdür. O yüzden farklı bir formattan bir şeyler izlemek bana acayip haz veriyor. Filmin sonunda bir duygu boşalması yaşamanız gerekirken (nefret/komedi/rahatlama gibi) hiçbir sikim yaşayamıyorsunuz, aynı hayat gibi. Tüm karizmanızla sokakta yürürken iki tane yavşak ilkokul bebesi koşarlar ve yanlışlıkla sizin taşak ve böğürlerinize doğru toslarlar, sizin de tüm ihtişamız yerle bir olur, ağrıyan taşak da cabası. Halbusem karşıdan gelen kız ile ilk önce çarpışmamız sonra yere düşen eşyalarımızı büyük bir yardım ve tatlı bakışmalar eşliğinde toplamamız akşam da sevişmemiz gerekirdi. Holivud senin ananı bacını sikeyim.


Gerçeklik izleri taşıyan bu filmi özel kılan başka sebepler de var. Yönetmen asla zeki olmaya çalışmıyor, birisinin bakışından cümlelerinden yalan söylediği anlaşılamıyor ki bu çıkarım yapma sanatı (science of deduction) adıyla çokça holivudda göze batıyor. En çok hoşuma giden detayı da bu idi. Öyle bir adamın duruşundan bakışından neci olduğu anlaşılamaz, anlaşılamamalı da. Zaten filmde bu husus güzel bir göndermeyle işleniyor. Başroldeki iyi niyetli ama az zeki polis en başta insanların bakışından her şeyi çıkarabildiğini söylüyor sonra kırmızı donlu adamı yakaladığında aslında o yeteneğine gerçeklere iyi çökmekle ulaşabildiğini gördük, filmin sonlarında da olmayan bu yeteneğinin hiçbir işe yaramadığı bir 5 dakika boyunca işlendi ve önemli vurgular yapıldı. İşe yaramamalı da zaten, bir ukala adam benim konuşmalarından negatif elektrik aldı diye ben katil olmamalıyım. Holivudda en nefret ettiğim işlerden biri bu; adam geliyor tüm karizmasıyla katilin katil olduğunu ispatlıyor üstüne katilin zekasını küçük düşürüyor ardından da espriler havada içkiler, parti ve akşam seks. Böyle bir dünya yok. Gelsinler benim her gün gördüğüm insanların iyi mi kötü mü doğru mu yalancı mı olduğunu söylesinler. İşte Korelilerin yaptığı bu filmde hakikaten gerçek bir cinayet soruşturmasındaymışım gibi hissettim kendimi.


Şişman polisin suçlu olmayanları bir şekilde suçlu çıkarmak için girişimleri çok güzeldi. Hatta suçlamak istediği delimsi çocuğun ayakkabısını olay mahalline götürüp iz yapmasını inanılmaz beğendim. Tam bir Türk polisi edasında olayı 10 dakikada kapatma çabasında. Ama işin içinde seri katil olduğu için bu polisimiz ve psikopat ortağı çoğu kez sıçıyorlar ve her defasında başka adamların günahlarını alıyorlar. Şişman polisin ben kötüyü bir bakışta anlarım demesine rağmen her defasında suçsuz insanlar kötü muamele görüyor. Ben de o zaman adamın tipine bakaraktan sapık olup olmadığını söyleyeyim size peki ama hadi ben yanılıyorsam ve o adamın tüm sosyal hayatı gitmişse ne olacak? İşte holivud bunun açıklamasını hiçbir zaman yapamıyor. Dediğim olayın aynısı yıllar önce ülkemizde yaşandı, çocuk istismarcısı suçlamasına maruz kalan masum bir adam (ümraniye sapığına aşırı derece benziyormuş) sokakta neler çektiğini canlı yayında anlatmıştı, adamın tipinden emin olun sapık olduğu anlaşılıyor, hem de acayip gariban ama adam suçsuz amına koyuyum, ne yapalım yani tipi kayık diye adamı mı asalım? İşte bu gerçekliktir hem de tv'de göremeyeceğimiz bir gerçeklik. Öyle bir bölümde seri katil felan yakalanamaz, iddia ediyorum sağlam bir seri katil Türkiye'de siksen yakalanamaz. Arka sokaklar bile yakalayamaz. Koreli yönetmenin de vermek istediği mesajlardan biri bu: “bazen olmuyor işte”. Evet tüm polis teşkilatı ve imkanlar yanınızda da olsa katiller yakalanamayabiliyorlar. Holivuda göre bazen bu katiller akıllı dedektifle oynamak istiyorlar sonra çok gizli bir mesaj bırakıyorlar ve bunu sadece dedektifimiz buluyor, ipucunun olduğu yere vardığındanda da (ki tam zamanında olur bu iş) başka bir ipucu onu bekler. Peki ilk ipucunu bulamasalar ne olacak, işte bu hiç yaşanmaz ve holivud bunu bize asla göstermez.


"Öyle çok zeki zannetmeyin kendinizi katiller sizden akıllıdır veya olmasalar bile bulamayabilirsiniz, siz sadece yaptığınız işi güzel yapın" diyor Koreli yönetmen ve filmin her yerinde bu mesaj adeta buram buram kokuyor. Bazen hayatta sonucunu veya sebebini merak ettiğimiz olaylar olur da bir ömür boyu cevabı bulamayız ve o hep aklımızdadır ya, işte filmde de bu duygular hakim, aynı gerçek dünyadaki gibi. Filmde başka neler güzeldi derseniz, şişman polisin psikopat arkadaşını çok beğendim. Durmadan insanlara uçan tekme atması ki hiç adam dövecek cüssesi yok, beni çok şaşırttı. İlk uçan tekmesinde acayip şaşırmıştım ki siz de aynı duyguyu yaşayacaksınız. İz bırakmaması için şüphelileri döverken sağ ayağına bez takması ve sürekli onlara tekme tokat dalması filmin sonunda da aynı ayağına aldığı takdiri ilahi cezası filme daha güzel havalar katmış. Şişman polisin de tüm beceriksizliğine rağmen başarılı bir polis olarak tanınması ve bu durum yüzünden teşkilatın sıçması da güzel vurgulardan, polislerimiz öyle sizlerin alıştığı gibi karizmatik felan da değiller. Yani filmde karizmatik kimse yok, herkes benim sokakta gördüğüm insanlar ve benim gibi sıradan ve basit.


Bunlardan başka gerilim yüklü bu filmde komik diyebileceğimiz pek çok sahne de var. En beğendiğim ise katili yakalamak için büyü yaptıran bu önsezileri yüksek şişman polis, büyü esnasında seul şehrinden olayı araştırmak için gelen polisin olay yerine gelmesiyle psikopat arkadaşı ile çalılıklara saklanır ve onu kıskanaraktan şunları söyler: “ne bok yiyor öyle, bize bilimsel şeyler lazım”. Bundan sonraki kovalamaca sahnesi de gerçekten güzel bir aksiyondu. Filmin sonunu anlatmak veya yorumlamak mümkün değil kendiniz izlemelisiniz. Alışmış olduğunuz sahte holivud hikayelerinden sıkılıp gerçek bir konuyu izlemek isterseniz biraz da kore kültürüne sabredebilirseniz güzel bir filmin sizi beklediğini söyleyebililim. Ayrıca önceden yazmış olduğum “Hollywood operasyonları” yazımı okumanızı da tavsiye ederim. Filmin sonunda ise hepiniz şunu alacaksınız.





Memories of Murder / Salinui Chueok film eleştirisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder