11 Ağustos 2011 Perşembe

Reservoir Dogs



"Reservoir dogs" filmini Quantin Tarantino yazıp yönetmiş. Bu film kendisinin yazıp yönettiği ilk film. Öyle ki filmdeki oyuncuları bir araya getirmek onun için bile kolay olmasa gerek, zaten kafasında düşündüğü çoğu adamı da oynatamamış. Buna rağmen başrollerde çok meşhur oyuncular var. Film bağımsız film olmasına, daha acemi sayılabilecek bir adamın filmi çekmesine ve filme çok bütçe ayrılmamasına rağmen oyuncuların filmde oynamayı kabul etmeleri ilginç noktalardan.


Başrollerde Harvey Keitel  (Mr. White), Tim Roth (Mr. Orange), Michael Madsen (Mr. Blonde), Chris Penn (Eddy), Steve Buscemi (Mr. Pink), Quantin Tarantino (Mr. Brown) rol alıyor bir de Mr. Blue var ki evlere şenlik kendisi filmde niye oynamış belli değil belli ki paraya felan sıkışmış olduğundan filme dahil ettirilmiş. Bir de patron Joe var. Reservoir Dogs deyince akla ilk olarak meşhur yürüme sahnesi gelir ki bu sahneyi dünyada kaç tane farklı sitcom, film ve dizi araklamış veya tatlı göndermeler yapmıştır bilemiyorum.


Bu film Tarantino'nun acemi dönemlerinde çektiği filmlerden biri ama yine de Tarantino'nun alametifarikalarından bazıları görülüyor. Örneğin çılgın vahşet sahneleri, bolca kan görüntüsü, müzik eşliğinde traji komik aventür sahneler, bazı karakterlerin çok karizmatik yapılması, bol küfürlü cümleler, bilerek teknik veya mantık hata yapılması gibi. Bu film çekilirken kendisi daha ayak fetişisti olmadığından olsa gerek film boyunca doğru düzgün ne kadın görürüz ne de ayak. Ayrıca çılgın işkence aleti veya silah olarak da sadece silah ve ustura görürüz.


Film, Joe isimli bi mafya adamının israil'den gelen özel yapım mücevher çalma planını ve bu planında kullandığı birbirini tanımayan 5-6 tane  adamın başından geçen traji komik olayları anlatıyor. Bu beş adam (blue yu saymıyoz) birbirini tanımamakta ve ileride birbirlerini satmasınlar diye gerçek isimleri yerine Joe'nun götünden uydurduğu takma isimleri kullanmaktadırlar. Bu takma isimlerin verildiği sahnede mr. Pink biraz dertlenir ki haksız da değildir ibne rengi ne de olsa bir de Tarantino'nun kendi rengine “bu bildiğin bok rengi ama olsun” tavırları gayet komik ve de ilginç sahneler. Mr brown ile mr blue'nun niye takıma alındığı meçhuldur, zaten flashbacklerde ikisinin de takıma niye alınmış olabileceği açıklanmaz.


Bunlar israilden işlenmiş olarak gelen elmasları çalacaklardır, soygundan önce bir kafede filmin en önemli sahnelerinden olan bahşiş muhabbetini ve "Like a virgin" isimli madonna şarkısına olan ayıp muhabbetlerin olduğu diyalogları dinleriz. Madonna'nın o zamanki kocasının sean penn olması sean penn'in de filmde oynayan chris penn'in abisi olması, tarantino'nun madonna'ya giydirmesi sonrasında madonna'nın tarantino'ya şaka yollu göndermeleri, benim madonna denilen karıyı sevmemem felan işin magazin boyutu çok da möhim değil. Bahşiş konusunun irdelendiği diyaloglar çok orijinal sahnedir. Adamların çok kültürlü insanlar olmamaları sonucunda ortaya attıkları yorumlar da konuyu daha ilginç hale getiriyor. Bu diyalogların muhtevası mr. pink'in bahşiş vermek istememesini dakikalarca sebepleriyle anlatmaya çalışması ve diğerlerinin de bu insanlar ne ile geçinecek lan deyip kadınları savunmasıdır. Bu arada mr. pink'in bazı yorumları gayet mantıklıdır: “madem her yerde bahşiş veriyoruz o zaman mc donaldstakilere niye vermiyoruz? Çünkü toplum şunlara vereceksin şunlara da vermeyeceksin dediği için“


Neyse bunlar soyguna giderler ama çok yetenekli olmalarının yanı sıra aralarından biri de polis muhbiridir. Mr. orange polisler adına çalışmaktadır. Bu yüzden gittikleri yerde çoktan polisler yerlerini almışlardır. Psikopat karakteriyle oyunculuk dersi veren mr. blonde'un, şahsi çabaları sonucu, suçsuz insanları gereksiz yere vurması da eklenince bunların soygun biraz yalan olur. Mr. blue görmediğimiz bir şekilde öldürülüyor. Mr. Brown kafasından vuruluyor ama bu sahnede kafasından veya oraya yakın bir yerden vurulmasına rağmen arabayı sürüyor olabilmesi ve konuşabilmesi büyük ihtimal tarantino'nun kendine has filmde kasıtlı hata bırakma uslübunun neticesi. Ayrıca filmin normal olay örgüsü işlenirken ara sahnelerde geçmişe dönüp detay gösteren/anlatan sahneler görürüz (flashback). İşte bu sahnelerin birinde mr. pink, mr. orange ,mr. white ile eddie diğer takım arkadaşları ve patron ile görüşmeye giderlerkene daha hiçbiri takma isim almamıştır. Zaten gittikleri zaman takma isimlerini alacaklardır. Ama eddie'nin steve buscemi'ye mr. pink demesi mantık hatası olmuş dedik ya bu da muhtemelen bilerek bırakılmış. Bu eddie patronun oğlu o yüzden takma isimleri önceden biliyo olabilir der gibisiniz ama diğer elemanların mr pink ne la amınim dememelerini yani bu takma ismi daha önceden duymuş gibi davranmalarını nasıl açıklayacaksınız.


Filmin çoğu bölümü bir depoda geçer ve bu depo soygundan sonra buluşacakları yerdir. Ama zaten ikisi baştan ölmüştür ve mr. orange yani polislere çalışan da vurulmuştur ki vuran da sümsük bi kadındır. Yaralı mr. orange ile mr. white ambara geldikten biraz sonra da mr. pink gelir ki o biR şekilde elmasları alabilmiştir ama durumdan kıllandığından (aralarında köstebek olduğunu düşünür) elmasları saklamıştır. Bu sahnelerde tim roth vurulan bir adam nasıl olmalıysa öyle oynamıştır, eccellente. Sonra saftirik, karizmatik havasının yanında pisikopat olan mr. blonde gelir ki onun yakaladığı polis memuruna oynak müzikler eşliğinde işkence yapması filmin en orijinal sahnelerindendir. Polis memurunu tam öldürecekken (yakacakken) yaralı mr. orange bunu silahıyla öldürür birazdan da takımın geri kalanı ardından da patron depoya gelir ama tüm şüpheler mr. orange'ın üzerindedir ancak yaralıyken de onla beraber olan mr white bu hiç tanımadığı mr orange'ı korumaya çalışır derken aralarında çıkan nifak büyür ve silahlar çekilir en sonunda da ortada kimse kalmaz, hepsi ölür bu arada saklanan mr. pink'de çoktan depodan elmaslarla tüymüştür. Daha sonra yakalandı mı bilmiyoruz.


Burada mr white'ın işi duygusallığa vurması sonucunda hepsinin yakalanmadan önce birbirini öldürmesi orijinal sahnelerden. Korumaya çalıştığı adamın polislerin adamı olduğunu mr orange'ın kendisinden öğrenmesi ve akabindeki has siktir bakışları ile mr orange'ı vurması da güzel sahnelerden. Peki bu elmaslara ne oldu? O, bu filmde anlatılmıyor ama çok büyük ihtimal tarantino'nun bir sonraki filmi "pulp ficiton"da bu çanta teması işlenecek. Ayrıca mr. blonde dediğimiz adamın filmdeki adı vic vega idi, bu adam da pulp fiction'daki vincent vega'nın (john travolta) kardeşidir. O filme bundan sonraki başlıkta değinmeye çalışacağız. Tarantino kimdir konusuna ise ileride.


Şimdi çok tartışılan mesele şu: bu film çok mu iyi az mı iyi? Bence film gayet güzel, oyunculuklar müthiş ama abartılan yerler yok mu? Var. Denemesini bedavadan yapabilirsiniz. Filmlerden fazla anlamayan bi arkadaşınıza bu filmi izletin, tabi oyuncuları da tanımasın. Filmi kesin beğenmeyecektir, ama deseniz ki bak bu filmi tarantino çekmiş ayrıca usta oyuncular da ilginç diyaloglar felan kurmuşlar, o andan itibaren bu hiç filmlerden anlamayan arkadaşımız için birden gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri oluverir, herkes de olacak diye bişey yok ama çoğunlukla bu dediğimi yaşarsınız.
 

Bence bu film en iyi filmlerden değil (yani ilk 10 veya 20 de değil) sadece güzel bir film. Bazı kimseler de sevmek zorunda olduğundan bu sağlam bir kült filmi deyip tarantino'dan fazla tarantinocu oluyorlar böyleleride toplum da var ne yaparsın. Ayrıca film stanley kubrick'in "the killing"inden araktır. Bizim blogta da değindiğimiz "the ladykillers"ın ilk filminden bile yola çıkılmış olabilir. Araklanan da ne? Hırsızlar bi şeyi bi yeri soymak ister, birbirlerine hiç güvenmedikleri ve çok da yetenekli olmadıklarından çalınan ürün hiçbirine yar olmaz. hırsızların da sonu pek iyi olmaz falan filan ama kesinlikle film kötü film değildir güzel filmlerden biraz daha güzel mükemmel filmlerden ise biraz daha az güzeldir.


Filmin özel olmasına sebep ise; filmde o kadar oyuncuyu oynatıyorsun, güya soygun konu alınıyor ama ne banka gördük ne elmas, soygunun nasıl olduğunu ve soygun yapılırkenki çatışma sahnelerini hiç görmedik, filmin çoğu bir depoda geçiyor. Filmin asıl başarısı da burada yatıyor zaten az imkanlarla çok şey anlatabilmek ve bir de zekice hazırlanmış diyaloglar ile usta oyunculuklar. Şu da bir gerçek aynı filmi başka adamlar çevirse oynasa 20 dakika sonra sıkılır kapatırsınız demekki bu filmde başka bir hava var neyse bu filmin devamı niteliğinde olan pulp fiction'a bir sonraki yazımızda değinmeye çalışacağız.




Reservoir Dogs film eleştirisi

1 yorum:

  1. SElam Sana sitemde kategori açayim burada yayınladığın eleştirilerini bende de yayınla ? daha fazla kişiye ulaşmış olur aynı zamanda page rank 4 site http://www.yetenekdusmani.com

    YanıtlaSil