24 Aralık 2012 Pazartesi

Death Takes a Holiday







“Death takes a holiday” filmini Mitchell Leisen yönetmiş, kendisi ikinci dünya savaşı zamanlarında Amerikan kültürünün o ilk romantik filmlerinden ve anlatımlarından bazılarını çekmiş, ortaya çıkarmıştır. Başrollerde ise Fredric March ve Evelyn Vanable yer almaktadır. Fredric March, eskilerin önemli jönlerinden biridir, kendi zamanını düşünecek olursak ciddi şekilde başarılı bir aktördür. Şu devirde aktör olmak istesen önünde yüzlerce güzel örnek olacaktır, kendine bir psikopat, deli, sapık veya salağımsı bir örnek alabilirsin ama 1934 yılında oyuncuların böyle bir şansı olduğu söylenemez. Eskiden örnek alınacak tek yer tiyatro olduğundan eski filmlerdeki dilin de mükemmele yakın olduğunu görürüz, zaten çoğu eski aktörün de tiyatro geçmişi vardır. Bir de tiyatro demişken bu zırt bırt reklamlara çıkan çok güzel hareketler bunlardakiler tiyatrocu felan değildir.


Tiyatrocu dediğin adam sürekli kitap okuyacak, bir kere kesinlikle Fransızca veya İngilizceden birini çok iyi konuşacak, kendi tiyatrosuna klasik oyunlardan birini uyarlayacak ve yorum katacak, konuşurken de kendini belli edecek, Ferhan Şensoy mesela o adamı bir konuşurken izleyin ya da Erdal Bakkal ya da Erdal Beşikçioğlu felan. Bu kadar basit, uyuşturucu partileri, akşam hayatı, cılız dizi ve reklamlarda şaklabanlıklar böyle tiyatrocu olmaz, en azından bana göre. Fredric March’ın “the best years of our lives” ve “dr. Jekyll and mr. Hyde” diye iki adet çok iddialı filmi daha var, bu filmlere ileride değinmeyi düşünüyorum. Özellikle “dr. Jekyll” benim favorilerimden ve mutlaka izlenilmesi gereken bir başyapıt. “Death takes a holiday” filmi alberto casella’nın 1924 yılındaki operası “la morte in vacanza” dan uyarlanmıştır. Asıl dikkat çeken ise hepinizin bildiği başrollerinde brad pitt ve anthony hopkins’in yer aldığı 1998 yapımı “meet joe black” filmi “death takes a holiday”in bir remake’idir, yani uyarlaması.


1934 yapımı bir filmi 1998 yılına uyarlayınca da haliyle bariz değişiklikler göze batıyor, en çok dikkat çeken değişiklikler bahsi geçen Amerikaların farkları. İlk filmde aristokrat bir aileyi ziyaret eden ölüm, ikinci filmde yine zengin bir kişiyi seçer ama bu sefer diğer insanların içine de karışacak, şirket hayatının içinde kendine ufak eğlenceler arayacaktır. İkinci filmin de çok başarılı olduğuna inanıyorum. Bazı ödül törenlerinde (1999 razzie ödülleri) bu filme en kötü remake ödülü verilmişti ama unutmayın ki yılın en iyi filminin twilight ve en iyi sanatçısının da justin bieber olduğu alemler mevcut. O yüzden kale almayın, rahat olun.


Bu iki filmdeki çok hoşuma giden farklılık da şu; ilk filmdeki ölümün kolay sinirlenebilen ve anında tehdite başvuran ve dayanamayarak kendini belli eden bir karakterde olmasına rağmen, ikinci filmimizde ölüm, çok doğal davranabilmektedir. İlk defa tattığı zevklere verdiği reaksiyonlar çok başarılı sahnelerdi. Nereden çıktı bu ölüm kalım filmi diyecek olursanız, size “macario” adlı yazımı hatırlatırım. O şaheserin eleştirisinde ruhani varlıkların insanoğluyla iletişimiyle ilgili filmlere ve içerdiği mesajlara değineceğimi söylemiştim. Macario’da dünyanın ve içindeki güzelliklerden ziyade fakirlik ve cahilliğin de geçici olduğu, hırsın zararları vurgulanmışken, ilgili filmlerimizde dünya malını hiçe saymanın asıl vurgu olduğu görülüyor. İlk filmden ziyade ikinci filmimizde paranın ve harika bir yaşamın içindeki bunaltıcı ve samimiyetsiz kapitalist hayat hepimizi germiştir, ölümün de giderken insanlara bunu hatırlatması çok manidardı. İnsanların köpekleşmesi ise belli ki ölümü en fazla geren şeylerden biriydi.


Ölümün iki filmde de aşık olabilmesi ise holivudun romantizme bakış açısıdır, tartışmaya açık bir konu değil. Belki bir uyarlama daha yapılacak ileride ve ölüm, lady gaga konserindeki bir emo’ya aşık olacak felan. İnşallah klasiklerin uyarlaması artık yapılmaz. Siz “meet joe black”i beğenmiyorsunuz ama oyuncu kadrosuna bakın da öyle konuşun, amına koduğumun cahil manyakları. Ölümün bence iki filmde de en çok şaşırdığı ve insanoğluna acıdığı yerler ise ölüme rağmen hala çaba sarf eden insanların tepkileri olmuştur, adam öleceğini bilir ama hala dünyadaki yaşamıyla ilgili kaygıları ve planları vardır, burada biraz da senaristlerin ahiret yaşamına olan bakışları da önemlidir. İkinci filmdeki gibi ölüme yolculuk yaşayan insanın herhalde ben cennete giderim demesi gerekir ki artık dünyadaki şeyler anlamsızlaşmalıydı ama olmadı bu da bizi holding çatısındaki basit güç savaşına ve aile fertlerinin korunması kaygısına soktu.


İkinci uyarlama daha hafif ve romantik dedik, burada brad pitt’in olması en büyük etkendir ve ikinci filmde ölüm görevini yapmak için gelmiştir, tatile değil. Oysaki ilk filmimizde ölüm tamamen tatil için gelmiş ve sonrasında beklenmedik şeyler olmuştur. İzlerken o kadar keyif alıyorum ki tarif edemem. Hep bahsediyorum klasik filmlerdeki dil, çok karizmatik ve zeka açıcı iken oyunculuklar da muhteşemdir. Çok sevdiğim bu iki uyarlamayı da izlemenizi tavsiye ederim ama ilk filmin Türkçe altyazısını bulamayabilirsiniz.


Bundan sonraki yazıda şimdiye kadar izlediğim tüm filmleri ele aldığımızda en beğendiğim karakterin olduğu filmi eleştirmeye çalışacağız. Bu karakterin yanına başka hiçbir karakter yaklaşamaz, tartışmaya açık bir konu değil. Kendisinin de en beğendiğim aktörlerden biri olduğunu daha önceleri söylemiştim, bu ipucuyla biraz kafa yorun bakalım. Filmimizi güzel bir genel kültür bilgisiyle kapatalım. Columbia pictures'ın meşale tutan bayan sembolünü hepimiz defalarca görmüşüzdür. Oradaki bayan, filmimizin başrol oyuncusu Evelyn Vanable'den esinlenilmiştir. Evelyn, çok hoş, hanım hanımcık, mulis, acayip sevimli bir şeydir;




Death Takes a Holiday film eleştirisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder