18 Kasım 2013 Pazartesi

Canım Kardeşim




“Canım Kardeşim” filmini Sadık Şendil yazıp Ertem Eğilmez yönetmiş. Başrollerde Tarık Akan, Halit Akçatepe ve Kahraman Kral yer alırken yan rollerde Kemal Sunal, Metin Akpınar, Sıtkı Akçatepe, Adile Naşit ve İhsan Yüce gibi önemli oyuncular yer alıyor. Blogta listesini verdiğim bana göre en iyi yerli filmlerden biri olan “canım kardeşim” gerek müzikleri gerek oyunculukları ve de senaryosu itibarıyla dünya çapında en iyi dram filmlerinden biridir ve yabancı statüsü taşısaydı muhtemelen imdb’de top 50’de olurdu. Filmin harika ve iç burkan müziklerini ise önemli şahsiyet Cahit Oben yapmış. Film müzikleri bölümümüzde eserlerinden bazılarına ulaşabilirsiniz. (no: 144-145-146)


Türk filmlerini özellikle de son dönemdeki versiyonlarını çok itici ve başarısız bulan birisi olarak canım kardeşim filmini şiddetle korumamız ve reklamını yapmamız gereken bir eser olarak görüyorum. İlk izlediğimde, yıllar öncesiydi, derinden duygulanıp ağlayıvermiştim. Belki alışık olmadığımız bir yeşilçamdı belki de içimi çok sızlatmıştı şimdi tam hatırlayamayacağım ama derinden üzülüp ağlamıştım. Ne zaman tekrardan izlesem duygulanırım. Kahraman kral’ın final sahneleri içinizi derinden sarsmalı, böyle boşluğa düşmelisiniz.


Kahraman kral bana göre en başarılı çocuk aktörlerdendir ve canım kardeşimdeki performansı en iyi üç çocuk karakterinden biridir. Diğerleri ise “to kill a mockingbird”deki scout ile “taxi driver”daki iris’tir. Kahraman da scout rolünü üstlenen Mary Badham gibi fazla film çekmemiş ve sinema sektöründen çıkmıştır. Şimdilerde yanılmıyorsam mobilya işiyle uğraşmakta.


Canım kardeşim’de kahraman, fakir bir ailenin en küçük çocuğudur ve babası ile abisi hayırsız hergelelerdir. Kahraman ve abisi bir gün öğretmenlerinin telkinleriyle hastaneye giderler ve abisi kahramanın lösemi yani kan kanseri olduğunu öğrenir. Tahminen iki-üç ay ömrü kalmıştır ve yapacak da bir şey yoktur. Durumu öğretmen de öğrenir ve “hadi artık gezdirin çocuğu, son günlerinde eğlensin bari” der. İnsan, ölümü bu kadar kabullenmek ve olgunlukla karşılamak kolay mı lan diyor. Diğer fakirlik ve cahillik manzaraları bir yana ölene kadar çocuğu eğlendirmeye çalışmak ne demektir. Belki o kadar da üzülmeyecektik ama Cahit Oben yüzünden içimiz parçalanıyor.


Kahramanın bir lokantada ölesiye yemek yemesi ve televizyona olan açlığı ve maalesef kavuşamayışı filmin en kesif duygularını barındıran sahneler. Keşke hiç olmasaydın be lösemi. Şu dünyadaki tüm dertlerin belki de en orospu çocuğusun lösemi. Çünkü senin hedefin çocuklar ve ansızın gelip üzüyorsun herkesi. Bir lösemi bir de cahillik geri kalan her şey halledilebilir.


İnsan filmi izlerken dünyanın nasıl değiştiğini de görüyor ve şaşırıyor. Tavuk yiyebilmek bu kadar mı zordu ve şimdi bu kadar mı kolay. Migros’tan 50 tl’lik alışveriş yaparsanız komple tavuk 1 tl’ye geliyormuş. Bazen de keşke yokluk olsaydı diyorum çünkü varlığın içinde saçmalıyoruz. Küçükken bursluluk sınavı mı ne vardı onu kazanmışım bana böyle üç ayda bir cüzi miktarda para geliyor devletten. Ben de biriktirip krampon almıştım. Amına koyuyum diyorum sanki araba aldık ha nasıl sevinmiştim. Hala atmadım o kramponu. Her gördüğümde de duygularım depreşir. Şimdi ayağım mı üşüdü hop ayakkabıcıya, tadı tuzu kalmadı anlayacağın.


Acayip acayip dünya işlerine saplandık ömür tüketiyoruz, çoktandır da yazamadık işte hep bu afaki meseleler. Yıllarca mücadele verdim kapitalist sistem beni yutmasın diye, avmlerde köle gibi, bir deney hayvanı gibi gezinmeyecektim ama olmuyor bir şekilde bu para her şeyin odak noktasına yerleşmiş. Hani ben hep kitap okumak istedim bazen de film eleştirisi yazmak ama olmuyor. Ve hayatın ne filmlerdeki gibi ne de kitaplardaki gibi olmadığını öğrendiğimde de en az canım kardeşimin finalindeki kadar üzülmüştüm.


Yazmayalı üç ay olmuş zaman nasıl geçti anlamadım. Hala sistem beni yutmasın diye debeleniyorum yani karakterimi değiştirmesin diye ama çok zorlanıyorum. Böyle yangından kalan son közler gibiyim yeniden alevlenmek eski ben’in hayallerini yapmak istiyorum ama sokaklar, caddeler, avmler ve insanlar hep zehirliyor beni. Kahraman lösemiydi ve öldü, ona üzülmemek elde değil mekanı cennet olsun. Bence kurtuldu da. Ben ne bok yiyecem bilmiyorum. Mal mülk muhabbetine şiddetle karşıyım ve fanatik bir fight club hayranıyım ama samsung galaxy s4 mü 10s mi neyse bu muhabbetten kaçamıyorum. Araba manyaklığı her gün kulaklarımda. Boğulmamaya çalışıyorum ama zorlanıyorum.


Sanki etrafımdaki herkes zombi olmuş ve ben olanca kanımla onlara davetiye gönderiyormuşum gibi. Arzuladıkları şeyler ve yaptıklarıyla ben onları en ufak ölçüde değiştiremezken onlara dönüşmekten korkuyorum ve galiba da yavaş yavaş gidiciyim. En az lösemi kadar kötüsün para ve hatta daha da kötüsün. Değişmek istemiyorum. Geçmişteki ben’in gelecekteki ben’den nefret etmesi en büyük korkum. Küfür ettiklerime tapmak ve onlarsız uyuyamamak en büyük derdim. Belki lösemi olup kurtulmak daha mı güzel ne. Hadi lokantaya gideyim biraz tavuk yiyeyim deyince de neşem yerine gelmiyor.


Üç ay ömrümüzün kaldığını bilsek belki çok daha iyi olacak. Hani sadece bir dağın karşısına geçip saatlerce baksam diyorum ya da denizin. Benim derdim tavuk yeyip karnımı doyurmak, vizontele sahibi olmak değil sadece zombi olmak istemiyorum. Olursam arkamda ağlayacak birini bulur muyuz o da meçhul. Kahraman’ın misket oynadığı çocuk da canımı çok sıkıyor. Belki ağlatmıyor ama, ulan sümüklü, sen niye böylesin lan? Neyse bir sıkıntı olmaz ise bir sonraki yazıda yine güzel bir filmle karşınızda oluruz.





Canım Kardeşim film eleştirisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder