17 Mart 2013 Pazar

The Way Back





“The way back” filmini Peter Weir yönetmiş, kendisini “The Truman Show” ve “Deads Poets Society” ile tanıyoruz. İleride bu iki filme de değinebiliriz. Filmin esin kaynağı ise “The Long Walk: The True Story of a Trek to Freedom” adlı romanın sahibi Slavomir Rawicz. Söylenenlere göre gerçek olaylara dayanan bu filmi geçenlerde bir arkadaşım önermişti. Aslında bu filmi nasıl es geçtiğimi de kendime sorup durdum zira yaşam mücadelesi, uzun yolculuklar, 5-10 kişilik gruplardan yeniden toplum yapma çabaları beni hep meraklandırmıştır. Böyle eserleri de çok severim. Filmimiz bu türün en güzel örneklerinden olmasa da izlemeye değer bir eser diye düşünüyorum. Başrollerde ise ed harris, mark strong, colin ferrel, jim sturgess ve Gustaf Skarsgard yer alıyor. İlk ikisi oturaklı ve deneyimli oyuncularken son ikisi son dönemin parlayan yıldızlarıdır, ortadakini ise oldum olası sevmem.


Benzer filmleri benim gibi sevenler varsa şu eserleri önerebilirim; the great escape, papillon , the road, cast away, the snow walker, lord of the flies, into the wild, rescue down, kon-tiki (bu filmin başrolünde de gustaf skarsgard yer alıyor bir deneyin derim ayrıca gustaf’ın son dizisi the vikings de izlemeye değer), alive, the grey, shackleton, walkabout, dersu uzala ve tabii ki de robinson crusoe filmleri. İlgili konular o kadar cezbedici ki çok sıkıcı dizileri ve filmleri bile izleyebilirim. Dizi demişken lost ve the walking dead’i de örnek verebiliriz. Bu tür yapıtlardaki psikolojik gerilimler ve yeni medeniyet oluşumları beni çok heyecanlandırıyor, bazı kere not bile alıyorum.


İnsan böyle filmleri izleyince biraz da kendi haline şükrediyor, gidip mutfaktan herhangi bir şey yiyebilmenin, su içebilmenin keyfini yaşıyor. “The way back” filminde bu mücadele fazlasıyla verilmiş. İkinci dünya savaşında komünist Ruslara esir düşen bir avuç esirin hapisten kaçıp komünist olmayan bir memlekete gitme planları filmin ana konusu. Bu filmde mesele hapisten kaçmak değil zira kaçtıktan sonraki mücadeledir. Çünkü tutsaklar Sibirya’da tutulmaktadırlar ve ebesinin amı bir soğuk vardır. İddiaya göre kaçan bu mahkumlar taa hindistan’a kadar ölmeden gidebilmişler. Filmdeki siyasi bilgi ve mesajlar da cabası ama burada değinmek gibi bir niyetim yok.


Bu filmdeki hoşuma giden bir sahneyi de söylemeliyim; adamların tibetteki köyde kurtulduklarını anladıklarında grubun liderinin aslında biraz da canının sıkıldığını gözlemleyebildik, her ne kadar sıcacık duşun hayali kurulsa da bu yeni dünyada lider odur ve düzenin bozulmamasını istemektedir. Eğer kurtuluşa 100 km kaldıysa kendi içinden bir 100 km daha istemektedir. Bu duyguları birkaç sezon şiddetli şekilde lost’ta izlemiştik ve sayısız filmde yeni düzenin liderlerinin diğer insanlara eski yaşamı vaat etmesine rağmen kendi konumlarını çok sevdiklerini gördük. En güçsüzün yenilecek olması ve grubun dışına atılması da çokça gördüğümüz vurgulardan. İnsanların çirkinleşmesini bu eserler sayesinde sinemada görebiliyoruz. Ne kadar pis hayvanlar olduğumuzu göstermeleri açısından bile böyle filmlerin sayısının artması gerekir. 


Dikkat çekmek istediğim bir diğer konu da şu; adamlar bir süre kurtulmak istiyorlar ama karınları doyuyorsa eski hayata dönmeyedebiliyorlar, bu sadece liderlik meselesi değil. Doğayla iç içe olmanın kıymetini bilmiyoruz mesela bir akarsu var öyle akıp gidiyor ama nasıl kullanabileceğimi bile bilmiyorum, eğer karın doyurma derdim olmasaydı ıssız bir adada yaşamayı ben de isteyebilirdim. Amına koduğumun ankarasının betonları arasında sıkışıp kaldım ve başka şansım da yok. Beni şaka maka doğaya salıp bir haftalık da erzak verseler 8. günün akşamında geberip giderim muhtemelen. İzlediğim pek çok filmde hep bu mesajı gördüm ya da bana öyle geldi; aslında doğada sıkışıp kalmak çok da kötü olmayabiliyor. En güzeli de fazla insanla yüz göz olmuyorsunuz felan.


Bolca doğa manzarası gördüğümden, insanların ne kadar kötü yaratıklar olduklarını gösterdiklerinden, yeni toplumlar ve ahlak kurallarının belirlenmesini çok merak ettiğimden, aslında çok rahat yaşadığımı vurguladıklarından ve psikolojik geçiş ile gerilimlerin olanca fazlalığından ötürü bu tarz filmleri çok seviyorum. Bu filmi de izlemenizi tavsiye ederim, haftaya bir sıkıntı olmaz ise yine güzel bir filmle karşınızda oluruz.




The Way Back film eleştirisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder