16 Şubat 2013 Cumartesi

Zero Dark Thirty



fragman

“Zero Dark Thirty” filmini “Hurt Lucker” filminde olduğu gibi Mark Boal yazıp Kathryn Bigelow yönetmiş. Mark Boal, Amerika’nın önde gelen milliyetçi temalı senaristlerinden olup iki tane de oskarı vardır. Kathryn ise cılız filmlerin cılız yönetmeni olan bir kadınken “Hurt Lucker” ile birden bire tüm dikkatleri üzerine toplayıp iki tane oskar almıştı ve bunu da eski kocasının filmi avatar’ı sollayarak başardı. Hurt lucker üzerine daha önceki yazılarımızda ufak ufak değinmiştik sıra geldi Bigelow’un en iddialı filmine; ben de tüm sinemaseverler gibi bu filmi uzun zamandır bekliyordum ve filmi sinemada izleme şansım oldu. Hurt lucker’dan daha kaliteli bir film olduğu kesin, burada bu film oskarı hak ediyor veya etmiyor diye tartışma yaratmak gibi bir derdim yok. Dönem dönem Amerikan askerlerinin ve operasyonlarının istenilen ölçülerde tüm dünyaya sunulması gerekiyor ve bunu da birkaç yıldır Bigelow yapıyor, aynı ülkenin en değerli ödülünü almasına şaşırmamak gerekir. Tam 5 dalda oskara aday olan filmimizin birkaç oskarı alabileceğini düşünüyorum.


Filmimiz sadece oskarla gündemde değil aynı zamanda tüm dünyada yaklaşık 60 tane ödül kazandı ve iyi de izleniyor. Bir diğer Amerikan tipi milliyetçilik filmi olan Argo’nun oskarda “zero dark”ın en önemli rakibi olacağını düşünüyorum ki bu filme geçen haftalarda değinmiştik. Argo filmi ise tam 7 dalda oskara aday ve şimdiye kadar 50’ye yakın ödül kazandı. Benim şahsi fikrim şu; daniel day lewis en iyi oyuncu ödülünü alır, life of pi’ye birkaç efekt mefekt ödülü verirler, baba ödüller de argo ve zero dark arasında paylaşılır, ağır basan taraf ise argo. Golden globe ve bafta’da en iyi film ve yönetmen ödüllerini alan bir filmin oskarları da götürmesi çok olağandır. Daniel’in oskarına karışmayın da ne bok yerseniz yeyin.


Bigelow bence çok cılız bir yönetmen ve öyle de kalacak. Kullandığı onca bağlantıya rağmen savaş ekipmanlarını ve tesislerinden yeterince yararlanamadığı görüşündeyim. Çünkü “holivud operasyonları” yazımızda hatırlarsanız senaryoya müdahale etmeleri karşılığında pentagon'un filmlere askeri ekipman sağladığını biliyoruz. Bu filmde ise direk binaların anahtarlarını vermişler gibi, çok daha etkili askeri operasyon ve cıa bağlantıları beklerken çoktandır aşina olduğumuz elinde bayat kahveleriyle gözümüzde canlanan ajanların benzerleri burada da belirdi. Açıkçası filmden beklentimi askeri operasyon ve ilişkilerde bulamadım. Final operasyonunu da tamam başarılı bulmak mecburiyetindeyiz ama çok daha basit projelerde daha iyi operasyon sahnelerini gördüğümüz için pek yeterli bulamadım, neyse.


Oyuncular ise basit projelerde yer almış birkaç yeteneksiz, yeni bitme salak, hiçbirinin özel bir hayran kitlesi felan yok, oyunculukları da tartışılır, mark strong ve yuri boyka hariç. Keşke bu filmde yer almasaydınız bebeğim çünkü güya iyi roller size hiç yakışmıyor. Mark Strong, senin böyle zeki bir orospu çocuğunu canlandırman gerekirdi. Diğer başrol oyuncularını ise sokakta görsem selam vermem, merak edip öteki filmlerini de araştırmam. Pek bir abartı karakter olan maya’nın da çok cılız kaldığını gözlemleyebiliyoruz. Toplamda 10 yıllık bir sürecini izlediğimiz bu ajanın neredeyse ruhsal ve fiziksel özelliklerinde en ufak bir değişiklik göremedik, bu çok basit bir hataydı. Son zamanlarda üstlerine bağırarak konuşabilmesi artık keskin bir ajan olduğunu da maalesef gösteremiyor. Kült olamayacak bir filmdi izlediğimiz, nasıl hurt lucker oskarın utanç tablosu olarak kalıp yarın bir gün kimse hatırlamayacaksa bu filmin de sonu aynıdır, unutulup gidecek ve dönüp bakmayacağız bile.


Daha öncesinden söylemiştim dünyanın efendisi olmanız istediğiniz mesajı verebileceğiniz anlamına gelir ama bunu kötü ve cılız filmlerle yapmaya hakkınız yok. "Şindler'in listesi" ve "er ryan'ı kurtarmak"taki başarıyı bir türlü yakalayamadınız. 11 eylül'den sonra ilgili bir sürü film yapıldı ama neredeyse tamamı kötü. Hatta bazıları senaryo uyuşmazlığı ve gerçekleri çarpıtmada kurtlar vadisinin ilgili filmleriyle yarışabilir. Film, 11 eylül saldırılarıyla başlıyor ve Usame yakalanana kadarki uzun ve çetrefilli süreçte bir bayan ajanın başından geçenler ana konuyu süslüyor. Ajanımız hanım hanımcık bir kızdır ve 11 eylül’den sonra liseyi bitirmiş ve cıa’ye katılmıştır. Yeni versiyon ajanlar genç olmalı ve aralarında kadınlar da olmalıydı. Maya da bunların öncüllerinden olmuştur. Amacı ise Usame’yi ya da ikinci bilemedin üçüncü adamları yakalayıp cihadı durdurmak, tüm dünyaya huzur sağlamaktır.


Filmimiz 11 eylül saldırılarındaki birkaç konuşmayla başlıyor ardından 2003 yılına geçiyoruz. Cıa ajanları Suudilerin yakalanan elemanını sorgulayıp terörist ismi istemektedirler. Filmde sadece ismi geçiyor ama 11 eylül’den sonra el kaidenin yoğun olarak konuşlandığı tora bora dağlarına hemen bir operasyon yapılır, tabiri caizse oraların anası bellenir. Ne yazık ki Usame ve kurmayları yakalanamaz ancak biraz daha önemsiz el kaide mensupları yavaş yavaş esir düşmeye başlar ve sırayla piramidin basamakları ele geçirilir. Bu süreçte peşlerinde oldukları önemli adamlar vardır. Bunlar şeyh kod adlı bilmem ne ile ebu ahmed kod adlı bir kuryedir. Yıllarca sürecek bir kovalamacanın ilk ipuçları bu iki isim üzerinedir. Tüm cıa merkezlerindeki tutsaklara aynı sorular sorulur ve çeşitli işkenceler yapılır. Filmimiz de yoğun işkence sahneleriyle başlıyor ve insanın içi bulanıyor, sıkılıyor felan.


Amerikalılar Usame ve adamlarına gün be gün yaklaşırken el kaide de boş durmuyor ve birkaç yılda bir önemli eylemlerde bulunuyor, yine filmin kronolojisine göre 29 mayıs 2004’te Suudi Arabistan’da el huber’deki çoğunluğu Amerikalı olan yabancılara silahlı saldırı düzenleniyor. Filmde bu, Amerikalı oldukları için yapılmış bir eylem olarak gösterilse de olay gerçekte daha farklı bir şekilde cereyan etmişti. Olayı el kaide şu şekilde üstlenmişti: “Müslüman zenginliklerini çalan Amerikan petrol şirketlerine ve çalışanlarına karşı bir eylemimizdir”. Yani asıl üzerinde durulan enerjiydi ama filmde bu pek vurgulanmıyor. İki durumda da terör eylemi gerçekleşmişti ama bence olayların çıkış sebepleri çok daha önemlidir ve söylenmeliydi.


Bu baskınlar devam ederken maya’nın içinde bulunduğu ekip de onlarca terörist adayını sorguya çekiyor ve ipuçlarını kovalıyordu. Bunun için Polonya’daki “cıa black site”yi bile ziyaret ediyoruz. Maya oraya da gider ve bir tutsak ile görüşür. Duyacağı tek bir bilgi bile hepimizi kurtaracaktır. 7 Temmuz 2005’e gelindiğinde ise 7/7 terörü olarak İngiltere ve batı tarihine geçen Londra patlaması olmuştur. Birkaç paragraf sonra detaya ineriz. 20 Eylül 2008’e gelindiğinde de Pakistan’daki meşhur marriot otelinde büyük bir patlama olur. Filme göre 900 kiloluk bombayla otele girmeye çalışan terörist, otel girişinde aracı infilak ettirir ve binada büyük hasar açar, gerçi bir hafta sonra Pakistan hükümetinin desteğiyle otel tekrardan eski şaşalı günlerine döner. Bu marriot otellerinden dünyanın hemen her yerinde var. Türkiye’de ise Ankara’da j.w. marriot hizmet vermekte ve tüm ihtişamıyla Söğütözü’ne zenginlik katmaktadır. Pakistan’daki marriot oteli saldırısında güzel ve masum ajanımız maya az daha ölüyordu ama takdiri ilahi ki ölmedi, ufak bir yaralanmayla kurtuldu, çünkü maya’nın yapacak daha nice kutsal görevleri vardır. 30 Aralık 2009’a gelindiğinde ise el kaide’nin içinde köstebek olduğu daha doğrusu köstebek olmak isteyen para göz bir adamın varlığından bahsedilir ve Afganistan’daki cıa üstünde bir görüşme ayarlanır. Ancak bu bir saldırı planıdır ve yaklaşık 10 kadar çok başarılı ve özenle yetiştirilmiş cıa ajanı olay yerinde can verir. Bu son olay herkesi derin bir üzüntüye sokar özellikle maya bu olayın şokunu üzerinden atamaz ve o gün salya sümük suratıyla pis ve izbe ofisinde bir söz verir; katiller yakalanacaktır en önemlisi de Usame yakalanıp imha edilecektir.


Artık sevimli ajanımız maya, daha bir hırslıdır ve bu çalışma azmi bölgedeki tüm ajanların daha da istekli olmalarını sağlamakta genç kuşaklara ise ilham kaynağı olmaktadır. Derken bir gün o çok aranan ebu ahmed’in aslında cıa’in kayıtlarında başka bir isimle yer aldığı anlaşılır ve maya bu bilginin peşini bırakmaz. Tüm olumsuzluklara rağmen cıa’in gücünden yararlanır ve ebu ahmed’in peşinden koşar. Bu Amerikan filmlerinde en beğendiklerimden biri de budur; bir ajan tüm tehlikenin farkındadır ve diğer uyuyan güzelleri uyandırmaktadır. Onun sayesinde de felaketler önlenir. Bu savaş filmlerinde, felaket filmlerinde, finans filmlerinde sıkça görülür. Gerçek bir Amerikalı gözünü her zaman dört açmalıdır çünkü düşmanın nerden ne zaman geleceği belli olmaz. Kendi deyimleriyle tüm insanlık, bu hayallerin başkenti olan ülkelerini ve içinde yaşadıkları özgürlükler ve demokrasi ülkesini kıskandığı için güzelim ülkelerine saldırmaktadır.


Tüm bu kovalamacın içinde Amerikan insansız hava uçakları yanlışlıkla sivilleri öldürür ve cıa bölge sorumlusu görevden alınır. Maya ve yakın arkadaşları ise bu duruma sinirlenirler. Ne olmuş yani siviller ölmüşse dünyanın sonu mu gelmiş. Her şey kötüleri yakalamak için mübah olmalıdır. Ancak halkın kini de belirgin bir şekilde gözlemlenmiştir. Maya artık o saatten sonra halktan da ezandan da yemeklerden de her şeyden nefret eder. Buradaki pislikler ve basit hayatlarına her gün acımaktadır. Azminden en ufak eksilme görülmeyen maya’nın kişisel çabaları sayesinde cıa başkanı dahil bu ebu ahmet’e kafayı takar ve onun sürekli gittiği evi gözlemlemeye başlarlar. Maya’ya göre o evdeki bilinmeyen üçüncü adam usame’dir ve eve kesinlikle operasyon yapılmalıdır. Aslında kimse buna inanmaz ve uğraşmak da istemez ama maya o kadar cesur ve delicesine usame’ye kafayı takmıştır ki onun bu tutumu herkesi dize getirir ve gerekli izinler çıkar. Ev bulunduktan sonra bile neredeyse 4 ay, maya operasyon yapılsın diye kapılara saldırı yapılmadan geçen günlerin sayısını yazar. Derken çok özel bir tim operasyonu gerçekleştirir ve iddialara göre Usame ve evdeki pek çok kadın-erkek öldürülür ve operasyon başarıyla sona erer. Film de bitti. Bok bitti bitmedi daha. Maya artık tüm cıa’in gurur kaynağı, hem Amerikalıların hem de başta biz Türkler olmak üzere tüm insanlığın dualarını almıştır. Görev yerinden onu almaya gelen pilotun sizi nereye götüreyim, koca uçak size çalışıyor, önemli biri olmalısınız teklifine cevap dahi veremez. Çünkü o muhteşem ajan maya, boşluğa düşmüştür. Memleketi ve tüm insanlık için bir şeyler daha yapmak ister ama şeytan da ölmüştür ve nereye gideceğini bile bilemez.


Maya tüm bu 10 senede bir kere sevişmemiştir. Aklı fikri usame’dedir ve onu da alt etmiştir. Filmin sonunda maya, içinde bulunduğu bir şeyler yapma arzusuna daha fazla dayanamayıp ağlar ve o güzelim gözlerinden yaşlar süzülür. Maya ağladığında ben, bir arkadaşım ve tüm sinemadakiler de gözyaşlarımıza hakim olamadık. Arkadaşıma sarıldım, o beni teselli etti ben de onu. Bir önceki filmimiz hurt lucker’ın finaline benzeyen bir sonla filmimiz bitti. İki finalde de başarılı ajanlar ülkelerine, sıcacık yuvalarına dönmek istemiyorlar. Çünkü birilerinin uyumaması ve düşmanı kollaması gerekecektir. Her şey iyi hoş ama filmde değinilmesi gereken ama değinilmeyen bazı hususlar var. Bunları isterseniz gözden geçirelim;


Öncelikle kronolojisi verilen terör eylemlerini neye göre seçtiklerini kestirmek mümkün değil. En meşhurlarını bile yarım yamalak anlatmışlar. Bu el kaide diye başımızın etini yedikleri birkaç satanistin elemanı, Müslüman olmayanların topluluğu, Usame tarafından 1988 yılında Afganistan’ı işgal eden SSCB ile savaşsın diye kuruldu ve başarılı da oldu. Ardından kendisine yeni görevler atayan el kaide’nin hedefinde İsrail devletinin ortadan kaldırılması vardı. Derken yollar ikiz kulelerle kesişti felan. İkiz kulelerin hemen ardından ırak’a giren Amerikan askerlerinin ne görüntüleri paylaşıldı ne de bilgisi verildi. Sadece orada kimyasal silah bulduklarını ve saldırının ne kadar gerekli olduğunu ima eden birkaç cümle duyduk.


Allah belamızı versin, unutamıyorum bir türlü, başımıza çuval geçirildi ve bop için yaptığımız köpeklik yeterli olmamış ve ceremesini gururumuzla ödedik. İncirlik üsleri felan hiç değinilmedi. 15 Kasım 2003 yılında İstanbul’daki “neve şalom” ve “beth israel” sinagoglarına el kaide, bombalı saldırı düzenledi, onlarca vatandaşımız öldü, filmde bahsedilmedi. 20 Kasım 2003 yılında yine istanbul’da bu sefer İngiliz konsolosluğuna ve HSBC genel merkezine bombalı saldırı düzenlendi ve yine onlarca vatandaşımız can verdi, filmde bahsedilmedi. Bu ikinci saldırıda yoldan geçerken şehit olanlardan biri de İsmailağa cemaatinin hafızlarından biriydi.


9 Temmuz 2008 yılında da yine İstanbul’daki abd başkonsolosluğu saldırısı filmde gösterilmiyor. 25 Aralık 2009 noel gününde hollanda’dan detroit’e giden uçağa binen terörist, uçağı az daha patlatıyordu ama etkisiz hale getirilip felaket önleniyor, bu önemli habere filmde bahsedilmiyor. 9 Kasım 2005’te Ürdün’ün başkenti Amman’da Grand hyatt, radisa sas ve days Inn otellerinde patlama oldu ve onlarca kişi öldü, bahsedilmedi. 7 Temmuz 2005’teki meşhur Londra saldırısında sadece iki katlı otobüs patlaması gösterildi ama ondan önceki 4 katlı metrolarda gerçekleşen 3 adet patlamadan bahsedilmedi. 11 Eylül’den sonraki en önemli el kaide saldırısı bence Londra’daki metro saldırısıdır, bahsedilmedi, muhtemelen çekmeyi göze alamadılar. Her şey bir yana bunun es geçilmesi tam bir rezaletti. 11 Mart 2004’te Madrid banliyö trenlerindeki patlamada tam 191 kişi öldü, filmde bundan da bahsedilmedi.


6 ağustos 2003’te Endonezya’nın Jakarta şehrinde yer alan Marriot oteline saldırı düzenlendi ama bahsedilmedi. En azından filmdeki marriot saldısından sonraki açıklamalarda bahsedebilirdiniz. Endonezya’daki marriot oteli piç mi? 2003 yılında Fas’ın Casablanca şehrindeki 5 ayrı eğlence mekanına bombalı saldırı düzenlendi, bahsedilmedi. 12 Mayıs 2003’te Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde yabancı uyrukluların çoğunlukla yaşadığı üç bölgede bomba patlatıldı, bahsedilmedi. 28 Kasım 2002’de Kenya’nın okyanus kıyısındaki membasa şehrindeki havalimanından içinde 261 İsrailli yolcu ile havalanmakta olan bir İsrail yolcu uçağına iki adet SA-7 hava savunma füzesi atıldı. İki füze de ıskaladığından ölen olmadı. Olaydan yarım saat sonra yine İsraillilerin çoğunlukla kaldığı paradise otelinde 3 adet intihar saldırısı gerçekleştirildi. 20’ye yakın İsrailli öldü, bahsedilmedi.


12 ekim 2002’de yine Endonezya’nın Bali Adasında abd konsolosluğu önünde patlama gerçekleşti. Bu patlamadan 15 saniye sonrasında tam 1125 kilo patlayıcı ile bir eğlence yerine dalan minibüs 100’e yakın Avustralyalıyı öldürdü. Pek çok Amerikalı da yine yaşamını yitirdi ama bu olay Avustralyalıların 11 eylülü olarak tarihe geçti, filmde bahsedilmedi. 22 Aralık 2001’deki cılız, ayakkabı içindeki bombalı eylemden bile bahsedip bu kadar önemli katastrofik eylemlerden bahsedilmeyişinin mantığı ne olabilir bilmiyorum. Ben taliban’ı da sevmem el kaide’yi de. Çünkü onların Müslüman olmadıklarını düşünüyorum. Fıkıh bilgilerinin hiç olmadığı kanaatindeyim. Nasıl ki Abdullah Öcalan Kürtçe bilmez ve Kürtlerin hakları ile kendileri de sikinde değilse bu sakallı teröristlerin de dini bilmediklerine adım gibi eminim.


Cihat derseniz, bana göre son büyük cihat Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarında verildi. Şimdiki çabalar umrumda değil, samimiyetlerine de inanmıyorum. Neyse gelelim filmdeki mevzuya, bu teröristler kötüdür öldürülmedir, tamam anladık, sen dünyanın en güçlüsüsün ve istediğini de avlayabilirsin ancak şunu da unutmamak lazım; abd, dünyanın tüm ülkelerinde nefret duyulan bir ülke oldu çıktı. İnsan biraz da düşünüp taşınmalı bu insanlar neden bize saldırıyorlar diye. Mesela sen Maya, niye hep cıa ajanlarına saldırıyor bu teröristler. Sen hadi yine iyisin hristiyansın felan. Hindistan’da maymuna tapan da var fareye tapan da var. Niye Hintliler nefretle karşılanmıyor. Komple tüm Çin komünist, Budist felan hiç Çinli görünce sinirleneni görmedim, Japonlar haricinde. Ben gördüğüm zaman çekik gözlü, aklıma hemen resim felan çektirmek geliyor. Ruslar o kadar daldı Ortadoğu’ya, komünistler güya niye insanlarda Rus düşmanlığı yok. Yukarıdaki olaylarda gördünüz, Amerikalı ve İsrailli turistlerin rahatça gezebilecekleri bir ülke kalmadı. Bu açıkça gösteriyor ki siz katıksız pisliklersiniz.


Çin de sömürüyor ama Afrika’da en sevilen ülkelerinden biri Çin’dir. Gidin araştırın. Adamlardan krom, bakır, altın alıyorlar ama yol yapıyor santral döşüyorlar. Bücür bücür herifler tüm dünyaya yayıldılar. Daha Çin’e düşman olan tek bir dinci dinsizci grup göremedik. Amcık ajan maya bir kere demedin mi bizim bu Afganistan’ın göbeğinde ne işimiz var diye. Ondan sonra yerli halk niye sikecekmiş gibi bakıyor diye şaşırıyorsunuz. Tellerle çevrilmiş kaleler kurup yoldan geçenlere silah doğrultunca başka ne olacaktı yarrağam. Bu kadar olay olmuş olacak da ve önüne geçemiyorlar. Göya Usame yakalandı, ne oldu bitti mi sanki, taliban’ın Pakistan kanadı mı ne intikam yemini içti ve mayıs 2011’den yani Usame’nin öldürüldüğü iddia edilen tarihten sonra kaç tane eylem gerçekleşti. Libya dağıldı halkın kaddafi’den sonra saldırdığı ilk yer abd büyükelçiliği oldu ve adamı linç ettiler, tabiri caizse ebesinin amında birdir bir oynadılar. İddialara göre cıa ajanları fıyt kaçmış. Hadi güneş gözlüklerinizle ve silahlarınızla kurtarsaydınız ya amcık ajanlar nerdesiniz. James Bondlarla büyütüyorsunuz bizleri ama şunu da unutmayın londra’da bir ajan mı6 için çalışıyor baya da yetkili bir abiye benziyor. Bu salak 2-3 yılda bir mı6'nın en önemli belgelerini metroda unutuyor da vatandaşların dalga konusu haline geliyor, haberlere çok çıktı bu salak ajan. Amına koduğumun beceriksiz malları. Ejdadınızı sikiyim sizin. O yaşlı, başınızdaki pörsümüş karıyı sikiyim de bundan sonra benim çocuklarım kralınız olsun.


Helikopterle operasyon felan bunlar yalan, yok öyle şeyler. Amerika ilk önce iki ay bombalar, ondan sonra mücadele edecek adam kalmayınca o şişme ajanları gönderirler, boş sokaklarda çocuklara ve kadınlara silah doğrulturlar. Gece evinde uyuyan masum insanları 20 adam basmaya gidiyorsun ondan sonra da adı operasyon, senin operasyonunu sikiyim piçin evladı. O kadar masumu öldürdün geriye dönüp bakmıyorsun bile. Hadi Usame kötü onu öldürdün diyelim. Ya senin o kadar çocuğun önünde analarına sıkmaya ne hakkın var. O çocuk büyüdüğü zaman gelir senin ananı da siker babanı da. İkiz kuleler düştüğünde de üzüldüm Taliban saldırıları sonucunda patlatılan yabancı otellerde de. Ben böyle terörlü islama inanmam ama Türkiye’de bir Amerikalı görürsem mutlaka etrafımda bir çuval ararım ve geçirmeye de teşebbüs ederim. Bak ben okumuş yazmış adamım ben bile böyle düşünüyorsam senin ciddi şekilde korkman lazım ve korktukları içindir ki her yıl en az iki filmde amerika’ya büyük tehdit olur ve bol kaslı adamlar da kurtarırlar felan.


Bakın ben size kendi ilgi alanımdan bir şey anlatayım, şu an Amerikan ekonomisi tam bir sikik haldedir. Adamların şehirleri iflas ediyor, detroit gibi ağır borç altındaki şehirlerin iflasları konuşuluyor, bunun daha büyük açıklaması olamaz. Sürekli hapishane belgesellerini izliyorum. Tüm hapishaneler tıklım tıklım dolu. Neredeyse her 15-20 kişiden birinin hapse yolu düşüyor ve emin olun öyle "oz" ve "prison break"teki gibi karizmatik dövmeli adamlar yok, hepsi salya sümük ağlıyor, hepsi beş parasız ve hepsi de uyuşturucu bağımlısı. Çok az kaldı orospu çocukları bekliyorum sabırsızlıkla, neyse. Filmdeki en ama en önemli vurgu ise işkence konusudur. İşkencelerin çok gerekli olduğu filmdeki bariz mesajlardan biriydi. Çünkü obama bilmem ne zaman artık abd işkence yapan bir ülke olmayacak dedi ajanlar sakallıları zorlayamadı ve usame’nin yakalanışı gecikti. Bunu çok barizce sindirerek benimsiyoruz. Hatta bazı eski kurtlar, başkan öyle dedi ama siz işinizi bilirsinize getiriyorlar durumu. 


Bir diğer önemli vurgu da artık abd’nin ajanlarının arasında bayanlar da çoğunluktalar ve çok önemli işler yapabiliyorlar. Örneğin maya. Önceki paragraflarda maya ile söylediğim sevimli gibi sıfatların hepsi yalandı. Maya tam bir felloş, orospu, ruhsuz bir canavardır. Gerçekte öyle bir karakter olmamıştır olamaz da. Çünkü yine çokça takip ettiğim belgesellerden birkaçında Amerikan ordusunda kadın olmanın zorluğu başlıklı bir bölüm vardı. Onlarca gerçek hikaye dinledim ve daha tecavüze maruz kalmayanını görmedim. Kadının biri ordudakilerin hepsi orospu çocuğu demişti. Şimdi sen maya ilik gibi vücudunla 10 yıl orada kalacaksın ve bir bandik bile yemeden usameyi yakalayacaksın öyle mi, böyle bir yalana ancak nüfusunun yüzde 9’u california’nın yerini bilmeyen, yüzde 20’si israille avustralyanın yan yana olduğunu zanneden Amerikan halkı inanır. İnşallah bir gün Çin, dünya hakimi olur da o ajan maya’larınız küçük çüklü Çinlilerin orospusu olur.


Bir diğer cılız ve cahilce hazırlanmış vurgu da cıa’de çok iyi Müslümanların olduğu ve onların da bu teröristlerle savaştığıdır. Buna benzer pek çok hikayeyi filmlerde görmeye başladık. Sadece bu konunun işlendiği bir film tavsiyesi isterseniz 2008 yapımı fena film olmayan “traitor”u öneririm.


Hadi bunlar yine iyi, bir de şu var; Amerika Irak’ı bombalarken haberlerde çıkmıştı. Savaş uçaklarının pilotlarından birisi de müslümanmış ve savaştayken bile namazını aksatmıyormuş, çok sevimli bir zenciydi. Bombaladığı yerler de hz. Ali'nin türbeleri, camiler felan. Allah namazını kabul etsin zenci kardeş. Kaç kere söyledim yine söylüyorum; Amerikan ordusunda “er ryan” ve “yüzbaşı miller” hiç olmadı, olduysa da anlatılanlar yaşanmadı ama bak bir kere sesimi çıkarmadım, film çok güzel diye. Sustum ve filmi izledim, o sanattan zevk almaya çalıştım. Ee burada hem oyuculuklar kötü hem anlatılanlar çok sinir bozucu hem de film komple olmamış. O maymun, elinden dondurmayı alınca gülmemiz mi gerekiyordu? O maymunu da seni de sikerim lan itoğlu it. Sevgili maya, ananı Pakistanlı bir çirkin dilenci siksin, sonra üvey kardeşin erkek olsun, sonra o kardeşin de el kaide mi el kaddafi midir ona katılsın. Sonra geberip gidin ikiniz de oldu mu şekerim. Canım benim, senin o 10 yılda yaşlanmayan suratına nane nane ajdar sıçsın ve ardından finalde medyum ketoyla (2009 kehanetlerine dikkat) çılgınca sevişin, amcık putperest seni. Seni gördüğüm yerde el kaideye ispiyonlayacam, amcık ağız.


Yazının sonlarına gelirken wikileaks belgelerinde cıa ile ilgili bir haber vardı onu paylaşayım istedim. Bu belgelere göre cıa’in işkence vb. organizasyonlarına destek veren 50’ye yakın ülke var. Bu ülkeler gizli gözaltı merkezleri ve istihbarat sağlayarak ya da El Kaide zanlılarını sorgulama merkezlerine götüren uçakların hava sahalarını kullanmasına izin vererek CIA'ye yardım etmiş. Listedeki ülkeler arasında Türkiye, İngiltere, Avustralya, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Almanya, İrlanda, İtalya, İspanya, İsveç, Mısır ve Suudi Arabistan bulunuyor. Alman "Die Welt" gazetesi Wikileaks belgelerine dayanarak, Türk hükümetinin 2002-2006 yılları arasında, CIA'nin terör zanlılarını taşıdığı uçaklara izin verdiğini iddia etmişti. Milyarder George Soros'un kurduğu Açık Toplum Vakfı tarafından hazırlanan raporda, terör zanlılarının sorgulandığı "kara" yerlerin ise Afganistan, Pakistan, Litvanya, Fas, Polonya, Romanya ve Tayland'da bulunduğu belirtildi.


Amerikan askerlerine söylenecek en iyi sözü ise 2003 yılında usta sarfetmişti: “Kahraman çocuklarınızın anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz"...RTE




Zero Dark Thirty film eleştirisi

1 yorum: