21 Ocak 2013 Pazartesi

Argo




“Argo” filmini önemli yönetmen olmaya çalışan acemilerden Ben Affleck yönetmiş. Çoğu eleştirmen kendisini itici bulmakta ve oyunculuğunu yerin dibine sokmaktadır ancak ben kendisini çok da başarısız bulmuyorum ve holivud’un mahsun’u lakabına da katılmıyorum. Yıllar önce duygusal filmlerden “good will hunting” ile en iyi senaryo dalında oskarı kazanan ben affleck “the town” ve “gone baby gone” filmlerini de yönetmiştir ki bu filmler fena filmler değil. Argo filmini ise beğenmedim. Film bu sene tam 7 dalda oskara aday olabilmiş, en iyi yönetmen ve en iyi film dallarında da golden globe kazandı. Bu kadar ödül adaylığına ve ödüle değer mi derseniz tartışılır.


Filmimizin başrollerinde ise ben affleck ile beraber favori dizilerimden breaking bad’deki çılgın profesör bryan cranston ile alan arkin ve john goodman yer alıyor. Filmimiz gerçek bir hikayeyi anlattığını iddia ediyor konusu ise iran’daki meşhur rehine krizinde yaşanan 6 adet Amerikalıyı kurtarma planı. Anlatılanların gerçekliği ile ilgili onlarca farklı yorum var ve ben de konuya çok hakim olamadığımdan yine uzmanlardan birine danışıyoruz. Hatırlarsanız "tinker tailor soldier spy" film eleştirimizde yorumlarına yer verdiğimiz konusunda uzman bir arkadaşımız vardı. Bu güzel insanın konuyla ilgili yorumlarına baktıktan sonra filmi irdelemeye başlayalım;


Sanılanın aksine İran ve Abd arasındaki husûmet 79 İslam Devrimi ile başlamamıştır. Hatta zamanın ortak düşmanı Saddam'a karşı kıran kırana bir savaşa girişen Humeyni'nin İran'ı ile Abd arasında kısa süreli ve üstü kapalı bir işbirliği söz konusudur. Zira komünizmi hem dışarıda hem de içeride rejime karşı daha büyük bir tehdit olarak algılayan Humeyni, Abd ile geçici bir işbirliğini tercih etmiştir. Ancak bu çalkantılı süreçte işbirliğine şerh koyan bir va'ka olarak Rehine Krizi (79-81) ilişkilere damgasını vurmuştur. Her ne kadar birebir Humeyni'nin emriyle yapılmadığı söylense de Rehine krizi ile İran İslam Cumhuriyeti "Büyük Şeytan"a karşı uluslararası arenada ilk defa meydan okumuştur. Krizle birlikte Abd Başkanı Carter hem seçimler öncesi iç politikada zor duruma düşmüş; hem de uluslararası politikada Abd, prestijini ve caydırıcılığını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu durumda Başkan Carter çok riskli bir karar alarak kurtarma operasyonu yapılması emrini vermiştir. Fakat bu operasyon başarısızlıkla sonuçlanmış ve Abd için - ve tabi ki Carter için - çok büyük bir prestij kaybı olmuştur. Öte yandan bir komplo teorisi olarak Abd'de şahin kanadın demokrat Carter'i ekarte etmek için bu krizi kullandığı ve başarısız olması için ellerinden geleni yaptıkları iddia edilir. Ancak büyük ölçüde bu krizin etkisiyle şekillenen seçimlerden sonra - cumhuriyetçi Reagan iktidara gelir gelmez - rehinelerin serbest kaldığı düşünülürse bu iddiaların komplo teorisinden fazlası olduğunu görmek mümkündür.”


Arkadaşımızın bahsettiği komplo teorisine ben de katılıyorum ve daha fazlasının bile yapılmış olabileceği görüşündeyim, zira “watergate” ve “iran-kontra” skandallarını da aklıma getirdiğimde bu komplonun basit bile kalabileceğini görüyoruz. Filmlerde gördüğümüz tarihi olay anlatan sahneler gerçek mi yoksa bilinçlice değiştirilmiş mi? Bu konuyla ilgili daha öncesinde “hollywood operasyonları” diye bir yazı yazmıştık, çeşitli itiraflar ve bilgiler bu yazıda mevcut. Argo filminde nerelerin doğru nerelerin yanlış olduğunu kestirmek mümkün değil. Muhtemelen zoraki aksiyon sahneleri biraz sallapati olmuş gibi. Bir yerden okumuştum bu 6 amerikalı ellerini kollarını sallayarak iran’dan çıkmışlar diye. Ama filmin sonunda hepimiz o kahraman 6 amerikalı için duygulanıyoruz.


Bu yepyeni bir Amerikan savaşıdır. Artık tarihi hem yeniden yazmaları gerekiyor hem de hortlatmaları. O dönemde çekilmesi gereken konu ve film bence kurtarma operasyonunun başarısızlığı ve başkanın değişmesi olmalıydı ancak argo’yu seçmişler. Bu kadar cılız milliyetçilik içeren bir konunun bile sinema sayesinde bizleri ne kadar etkilediği ise merak uyandırıyor. Yıllardır ruslar’a şeytan lakabını takan holivud, daha rus filmleri tarafından bir saldırıya maruz kalamadı. Hal böyle olunca bizler için Rusya kötü, Naziler feci sapık ve Yahudiler sevimli ve masum. Artık bunları öyle ısıta ısıta yediriyorlar ki beynimizin başka bir düşünceyi kabullenmesi imkansız hale geliyor. 2008 yapımı “the hurt lucker”ı hepiniz izlemişsinizdir. Güya o film de gerçekleri anlatıyor ve en iyi film ve yönetmen dahil tam 6 adet oskar alabildi. İnanın bir sinemasever olarak ben utandım. Bu filmi sinemada izlediğimde gerilmekten kendimi alamamıştım.


Sinemaya gider bir romantik film izleriz bu film dünyadaki tüm çiftler için bir şeyler anlatabilir, ya da batman’i izleriz hepimiz için fantastik bir karakterdir ve sahiplenebiliriz. Hobbit kıyafetleriyle film izleyen dünyanın farklı yerlerinde binlerce sinemasever var. Ama Amerikan kahramanlığı konulu filmler beni çok geriyor. Mesela rambo’yu izlerken hepimiz gülebiliriz hatta kendi oyuncuları bile gülüyor, çünkü böyle bir manyak olamazdı ama son zamanlarda yapılan askeri filmlere ileride güleceğimi zannetmiyorum. En çok sinirimi bozan ise 2008 yapımı avatar’ın oskarı alamayıp bigelow’un tüm ödülleri eski kocasından çalmasıydı. Şimdi bu filmin devamı niteliğindeki “zero dark thirty” gündemde, yakında ülkemizde vizyona girecek ve göya Usame bin ladin’in yakalanma hikayesini anlatacaklarmış. Yine gidip izlerim ve yine eminim yalan yanlış kahramanlık hikayeleri göze batacak, bari bunu yapıyorsun filmi güzel yap da verdiğimiz paraya değsin.


“Saving private ryan”ın tarihteki büyük aldatmacalardan olduğu belli, ne öyle bir er’e inanırım ne de öyle vahşi bir normandiya çıkarmasına, bir sürü tarihi savaş filmi izledim çoğunda normandiya çıkarması alelade bir çıkarmaydı. Mesela “the longest day”, aç izle sonra da er ryan’ı izle sanki başka bir savaşı anlatıyorlar. Ama işin garip tarafı er ryan’ı izlerken duygulanmamak, hadi olum dayan lan, yetişin jetler amınım adam ölüyor dememek elde değil, şu halimle şimdi bile izlesem captain miller’in durumuna üzülürüm. Film güzel olduğu için gık diyemiyoruz oysaki hurt lucker rezalet boyutta sıkıcı bir filmdi ve öyle bir Amerikan hayatı yok, bundan eminim.


Bizdeki gençliğin ne kadar vahim olduğundan bahsediyoruz, Amerikan gençliğini altıyla çarp yetmiş sekiz ekle. Bir amerikalının pisi pisine er olup ortadoğuya gitmesi için deli olması lazım ve ben gidebileceklerine de inanmıyorum. Yeri geldi orduya pilot almak için “top gun”ı çektiler ve pilot patlaması yaşandı, çünkü karizmatik gözlükleri ve asi karakteriyle beraber sabah akşam karı düzen asker modeli herkesi cezp etmişti. Şimdi ise asker bulamıyorlar ve insanları onurlu(!?!) Amerikan askeri yapmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Sabah akşam seks, uyuşturucu, özgürlükler ülkesi muhabbetinin döndüğü bir yerde kimse ortadoğuya gitmek istemez. Bu yüzden çeşitli filmlerle özendirmeleri gerekiyor. Hurt lucker’ın sonundaki saçmalık aklıma geldikçe hala sinirlenirim, böyle basit bir akıl yıkama teşebbüsü olmamalıydı.


Argo’nun ise sipariş bir yapım olduğu belli, lafı uzatmaya gerek yok, hiçbir oyunculuk güzel değil, hepsi şişirme ve yalandan dolandan işler. Alan arkin karizmaymış da felan, yalanınızı sikiyim hiç de karizma değil, bu adamın en kötü rol yaptığı film budur. John goodman’ı normalde komik bulurum ama bu filmde hiç bulamadım. “Argo fuck yourself” deyince kahkaha krizine felan gireceğimizi mi zannettiniz anlamadım. Ecdadınızı sikiyim sizin amcık putperestler. Bok gibi film olmuş hiç beğenmedim ve beğenmediğim nokta konunun doğru ve yanlış olması değil, film komple kötü hiç olmamış. İzlerken zannedersin çok büyük bir operasyon var ve Amerikan tarihinde bir dönüm noktası. 6 tane götü boklu salak kurtulacakmış, sonra Amerika vazgeçmiş ondan sonra ajan mendez buna dayanamamış gidip onları kurtarmış, ee napıyım yani bu mudur kriz, bu mudur kurtarma operasyonu. Bu tarihi olayı amerikada kimsenin siklediğini felan da zannetmiyorum.


Bu film neden ödül alıyor veya alacak derseniz bunun tek bir cevabı var o da Amerikan milliyetçiliğine hizmet etmesidir. Başka hiçbir açıklaması olamaz. Filmin sonundaki memleketi kurtarma rahatlığıyla beraber şakalaşmalarını ise sinir krizi geçirerek zar zor izledim. O altı adamı da kanadayı da sikiyim sizi de sikiyim, bu kadar cılız bir hikaye olamaz ya. Amına koduğumun James bond’u bir hafta içinde tüm dünyayı dolaşıp kötüleri öldürüp karıları sikti siz bir haftada iran'dan adam çıkardık diye seviniyorsunuz. James bond’un da anasını sikiyim. Son filmde 5-10 tane İngiliz ajanı öldü diye tüm istihbarat ayağa kalktı, büyük britanya için dövüştüler seviştiler felan. Orospu çocukları sizi, savaşacak erkek gibi askeriniz kalmadı siyasetle, kültürle saldırmanız boşuna mı? Ortadoğu'da uşağınız türk askerini kullanamasanız ne bok yiyeceksiniz, kimle saldıracaksınız merak konusu.


Bir yandan James Bondlar tüm dünyayı dolaşır, karizmatik karizmatik görevlerini başarır ki hatırlamakta fayda var bu James bond’u oynayan rezalet oyuncu her film çekiminde ya kolunu kırar ya bacağını. Adam trenden düşüyor ölmüyor ondan sonra da barakada karı kızla alem yapıyor sonra haberde ölen ajanları görüyor sonra ağlayarak memleketine gidiyor ve düşmanları öldürüyor, benzeri Amerikalılar ise ortadoğuya gidiyor ve kendi deyimleriyle maymunların arasından kahramanları kurtarıyorlar ve tüm diğer insanları salak rolüne sokarak. Aklıma başka bir tarihi senaryo geldi ileride filmini çekebilirim; “sene 1914, Sokullu Mehmet paşa, osman gazi, Orhan gazi şarap içiyorum Eminönü köprüsünde. Rahatım o sıralar, gözlerim cabılotlu, çok tehlikeliyim, gözlerime bakacak bir delikanlı bulamıyorum, bir baktım fatih sultan Mehmet, ne var fatih dedim, Kenan abi Kenan abi, buyur fatih dedim, düşman dedi bu akşam bizim anamızı sikecek dedi, tamam fatih dedim, ben dedim buradayım, bak şarap içiyorum dedim buradayım dedim, siz zaten o senelerde dünyada yoktunuz, fatih dedim ben hallederim bu işi, Kenan abi dedi fazla içme, git dedim lan kendine bir şarap al kafamı arıza etme fatih dedim, para yok dedi bende Kenan abi, attım fatihe üç tane akçe, o zamanlarda para akçe, git lan dedim kendine bir şarap al gel benim yanıma otur dedim, fatih koştura koştura bir şarap aldı geldi benim yanıma, üç akçe aldı ya çakal, ya zaten zavallı kardeşim benim çok severdim fatihi ben o senelerde, bir sürü top hazırlamış kendine, fatih dedim kafana takma, ben dedim bu düşmanın anasını sikmek benim boynumun borcu olsun dedim bu akşam, senin Kenan abin varken dedim.

Bir baktım ben dedi gidiyom dedi Kenan abi, nereye gidiyon fatih dedim beni bırakmadan gitme dedim, ben dedi savaşmaya gidiyom, git dedim o zaman valla yalan olmasın git dedim, bi baktım çatara patara silah sesleri mermi sesleri top sesleri yanıma bi geldi üç tane asker, Kenan komutanım Kenan komutanım, buyur asker dedim, fatih öldü dedi, ne dedim fatih öldü mü, öldü dedi komutanım, olamaz olamaz olaamaaz kesinlikle olamaz dedim, fatihten kalan yarım şarabı da ben içtim bi, Allahu ekber Allahu ekber, fatihin topları fatihin topları, yer misin yemez misin düşman, bi baktım aradan bir saat geçti veya geçmedi beş tane asker geldi yanıma, komutanım dedi, Kenan komutanım dedi, buyur asker dedim, düşmanın dedi anasını siktin dedi, istanbul’u fethettin dedi bu akşam sen dedi, bana bak dedim asker, karşımda dedim içtimayı topla dedim şöyle, askerler dedim, bu saatten sonra dedim, istanbulu fetheden kişi dedim, fatih sultan mehmettir dedim, benim ismim dedim yok, var mıyım ben dedim yokum, emredersin komutanım” bu muhteşem grotesk senaryoyu bir gün film çekip fakir ülkelere ve amerikaya felan izlettireceğim, ardından acaba bu senaryo da bazı yerler fiktif mi diye düşünmelerini arzuluyorum.


Bana göre hurt lucker veya argo’nun Kenan komutandan hiçbir farkı yoktur. Biraz da özeleştiri yapalım; biz bunların hepsine layığız, sadece biz değil Ruslar da Çinliler de Almanlar da; İngiltere ve Amerika haricinde herkes layık. Çünkü kendimizi savunup anlatamıyoruz, bizim de bir hikayemiz var biz de bir şeyler söyleyelim diyemiyoruz. Yıllardır istanbul’un fethini bekledik ama olmadı ben söylemiştim üçleme yapmadan bu film kurtarmaz diye, şimdi bu filmle mi dünyaya haykıracağız ve mesele tek bir filmle de olmuyor ısıtıp ısıtıp sürekli yemek yedirmek gerekir. Schindler'in listesi tek başına Yahudileri gaza getirmeye yeter de artar bile, Çinlilerin bile bakma sen kötülüyoruz ama hala filmlerinde Japon düşmanlığı gözleniyor. Biz de ise tık yok. Ben yalan yanlış bilgiler anlatalım demiyorum gerçekleri film yapsak bizim tarihimiz yeter de artar bile, amına koduğumun romasıyla ilgili izlemediysem 100 film 10 dizi izlemişimdir, Osmanlıyla ilgili tek bir güzel eser yok, bu içler acısı. Kurtlar vadisinin filmlerini de sahiplenmiyorum dikkat ederseniz, böyle mi savaşacaktık holivudla, yorumlar çok cılızdı ve bitti gitti şimdi kimsenin umrunda değil. İşin komik tarafı bunlar ikinci filmi çekerken İsrail gemimize saldırdı ve pana fiilm senaryoyu değiştirip yeni bir film yaptı, böyle acı bir tablo var elimizde.


Argo’da sinirlendiğim bir diğer olay da filmin açılış bilgilerindeki küstahlık ve kendilerini sevimli bir suçlu olarak göstermeleri. Kendi deyimleriyle gerçek bir demokrat olan musaddık, Amerika ve İngiltere tarafından tahttan indiriliyor ve yerine şah reza pahlavi getiriliyor felan. Hani demokrasi için işgal yapmıştınız demek ki öyle değilmiş; musaddık petrol tesislerini kamulaştırıp halkın da para kazanabilmesini sağladığından görevden uzaklaştırıldı, sırf bu bilgi yüzünden bile ıraktaki olayların hesabı sorulmalı. Amerika ırakta tarihteki en büyük ayıplardan ve vahşetlerden birini yaptı ve hiçbirimiz gık diyemiyoruz bunu da unutmayın. İleride bir gün bir film çekilecek ve ilk önce teröristler abd’de okul veya bina patlatacaklar, bu teröristler acayip sakallı, çirkin, aslında sapığımsı adamlardır ve öldürülmeleri bizim nazarımızda bile bir haktır. Sonra yakışıklı askerler ilgili bölgeyi sikecekler ve kurtaracaklar finalde de bu askerler karılarıyla sevişecekler, küs olanlar ise barışacaktır barışmalıdır da çünkü adam bir kahramandır, bu rezalete kim ne zaman nasıl son verecek bilmiyorum, insanın sol yanı acıyor böyle olaylarda ve tersi filmlerde. Keşke diyorum hep yabancı kitaplarda ve filmlerde aramasaydık dünyayı ama işte görselliğin gücünü kimse yenemiyor.


Belki Amerikan şehirleri iflasın eşiğinde son kurbanları Detroit oldu, çökmüş durumda ve yakında batacak deniliyor, halkın arasında ciddi sınıf farkları oluştu, 30 yaşındaki adamlar justin bieber konserine gidiyor, bu bir çöküntünün sinyalidir ama holivudun alternatifi yok. Görüyorsunuz argo operasyonu bile holivud’un yardımlarıyla oluyor. Bir bilim kurgu havası katılıyor felan. Londra’yı kurtaran kim ne derse desin off-shore hesaplardır yani uyuşturucu paraları aklanıyor ve ekonomi dönüyor, amerikayı ise filmler ve nba gibi pazarlar kurtarıyor ve bunların da alternatifleri yok. Bu seneki beko all star maçında ponpon kızlar brooklyn nets’in seksi kızları olacaklar, organizasyon çakma, salon çakma, kızlar çakmanın kendisi, kimi kimden kurtarıyoruz kime ne anlatıyoruz bilmiyorum. Oskarı ve içindeki lobi oyunlarını anlatıp dert yakınıyoruz, oysaki kendi yaptığımız ödül törenlerinden utandığımdan birkaç gün ilgili haberleri gözümü kapatıp takip ediyorum. Hem tecavüze maruz kalıyoruz hem de bu işten zevk alamıyoruz. Amerika bizi kaç yıldır sikiyor bilmiyorum ama şöyle güzel bir orgazm yaşayamadık. Flash tv’deki ereksiyon sorunu yaşayan çirkin çiftlere döndük.


İstanbul demişken son dönem filmlerde sıkça istanbul’u görmemiz bizlere pek çok şey anlatıyor. Artık Türkiye istedikleri gibi, kesinlikle kapalı bir ülke değil. İstedikleri senaryoyu istedikleri gibi çekebiliyorlar. Hadi git de argo’yu iran’da çek götün yiyorsa, çekemezler. Çünkü adamın götünden kan alırlar kamil. Argo filmi anladığınız üzere iran’da değil istanbul’da çekilmiştir hem de tüm sahneleri. Filmde hoşuma giden iki yer vardı biri sahte bir film seti kurarlarken ki heyecan ama devamını hiç beğenmedim çok cılızdı çok, diğeri de meşhur pazardaki kavga eden esnaf. Bu kavga eden esnafı nerde görsem tanırım. İşte abuzer kömürcü;


Bunlardan başka son sahnedeki kurtuluş heyecanı hiç verilememiş, bende en ufak bir rahatlama veya tedirginlik olmadı. Mesela tinker tailor’da en ufak bir aksiyon yok ve öyle de bir iddiaları da yok ama filmin kaç yerinde heyecandan gerildiğimi hatırlamıyorum. Film dediğin böyle olmalı. Keşke iran’daki salakları uçakla kaçırmasalarmıştı da bisikletle kaçsalarmıştı. Böylesi hem daha heyecanlı olurdu hem de izlemesi keyifli, belki bu orospu çocukları bisikletle kaçtılar ondan da haberimiz yok. Orospu çocukları zar zor uçağa biniyor ve kuleden biri de arayıp uçağı geri dön diyemiyor mu, işte sıçtığınız yer burası demek ki böyle bir şey olmamış, demek ki elinizi kolunuzu sallaya sallaya çıkmışsınız ondan sonra da Amerika, vatandaşlarını kurtardı imajı veriyorsunuz. Ya siz salaksınız ya da hükmettiğiniz ülkelerdeki insanların zekasını çok küçük görüyorsunuz. Yıllardır tecavüz ediyorsunuz hala da tepemizdesiniz ama o kadar da salak değiliz. Tüm Ortadoğulu tiplerin pis tecavüzcü kıllı danalara benzetilmesinden bıktık usandık. İstanbul’un sanki Afgan şehri gibi gösterilmesinden de bıktık. Film çekimleri bittikten sonra las vegasta bulamayacakları gece hayatını istanbul’da bulduklarını da söyleyemezler, hayat ne garip. Amerikadaki kadar çocuk tecavüzcüsü başka yerde yok, aç kalsan kimsenin umrunda değil, dört bir yan şişko şişko zencilerle dolmuş, amcıklar ülkesi sizi. Siz ilk önce james harden'ın sakalını kestirin ondan sonra elalemi maymuna benzetin.


Adam Amerikan konsolosunu basıyor ve Humeyni resminin dart olarak kullanıldığını görünce deliriyor şimdi bu adam suçlu mu? Bakma sen 400 gün rehine tutulmuşlar birisine bile tecavüz edilmemiş, birisinin bile çıplak fotoğrafları çekilmemiş, peki aşağıdaki fotoğrafların hesabını kim verecek? Cevabı hep biliyoruz, kimse veremeyecek, Amerika işgaline devam edecek, holivud da filmlerine, biz de izleyeceğiz, ama ben de küfür etmeye devam edeceğim. Sevgili Amerika anana olimpiyat stadında frikikten gol atayım da tüm stat beni alkışlasın. Biraz daha özeleştiri yapacak olursak bu filmde gerçekler anlatılmıyor gibi cümleler kurmaya hiçbir hakkımız yok, Amerika açık ara bizim efendimizdir ve o ne derse o olur. Amerika iran’dan altı adet kahramanı bin bir zorlukla çıkarttım ve iran buna bir şey diyemedi, komik duruma düştü diyorsa öyledir. İran’daki insanların bile kendilerine tahammül edemeyip ırak’a sığındıklarını argo diyorsa doğrudur. Normalde john goodman’ın canlandırdığı "gerçek" bir karakter olan chambers’e felan değinmeyi düşünüyordum ama hiç gerek duymuyorum, müthiş bir isteksizlik var. Gerçek resimler ile oyuncuların resimlerini felan vermeyi, bu sahte hikayeyi onurlandırmayı felan da istemiyorum. İnsanlık adına üzünç olan ise maymunlar cehennemimden kaçmayı iran’a uygulamaları, iran’daki insanları kaka ve maymun olarak lanse etmeleri, her şey bir yana ayıptır. Persepolis de sinir bozabilen bir film ama en azından kültür aşağılamasını estetik bir açıdan yapıyorlar. Schindler’in listesindeki hiçbir olaya inanmam, ama filme kötü diyemiyoruz. İşte argo, sen bu kadar güçlünün korumasında bol ödüllerle beslenebilirsin ama benim bu rezalet bir filmdi yorumumdan da kurtulamazsın.


Özellikle havaalanındaki zoraki aksiyon sahneleri çok komikti çünkü böylesine bir sorgu hiç de abes değildir. Şu sıralar takip ettiğim bir belgesel var, sınır güvenliği diye. Avustralya’daki havaalanı güvenliğinin başından geçenleri anlatıyorlar, ülkeye kokain felan sokmak isteyenlerle uğraşıyorlar. Bu belgeseli izlerken daha fazla heyecanlanıyorum. Hintli bir adam acayip acayip baharat ve yiyecek getirdi diye tam 4 saat sorguya çekilmişti. Şimdi sen sıkıntılı bir zamanda ucube tipinle iran’dan çıkmak isteyeceksin ve adamlar da sadece 5 dakika kimsin diye soru soracak, bu sıra dışı bir aksiyon mu beyin damarlarını siktiğimin salakları. Özetleyecek olursak film tam bir vakit kaybı, aldığı ve alacağı ödüllerin hiçbirini hak etmiyor, gerçek dışı olaylarla önemli bir hikaye hissi verilmeye çalışılmış, oyunculukları da beğenmedim, James bond’u da unutmadan sikelim, hadi şimdi siktirip gidin de yeni yeni filmler çekin putperest götoşlar. Haftaya bir sıkıntı olmazsa tüm bu batının ibneliğini unutup sıcacık Ortadoğu ve Afrika insanlarıyla ilgili enfes bir filmle beraber oluruz...





Argo film eleştirisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder