9 Eylül 2012 Pazar

Deli Yürek : Bumerang Cehennemi



"Deli yürek: Bumerang cehennemi"ni Osman sınav yazıp yönetmiş. Filmimizin başrollerinde ise Kenan imirzalıoğlu, Selçuk yöntem ve Oktay Kaynarca yer alıyor. Bu filme niye değiniyorsun bebeğim der gibisiniz. Ben de açıkçası değinmeyi pek düşünmüyordum. Hatta son dönem Türk filmlerinin çoğunun, son 30 yıldan bahsediyorum, kaliteli ve özgün olmadığını kendi adıma söyleyebilirim. Bu filmimizin de öne çıkan unsurları oyunculukların şahane olması, senaryonun muntazam şekilde akışı veya müzikleri değil. Alman veya Fransız olsaydım bu film benim için hiçbir anlam ifade etmeyecekti. Ama maalesef bir Türk vatandaşı olarak benim canımı sıkan idraki zor cümleler filmin orasına burasına serpiştirilmiş.


Tamam, hepimiz kurtlar vadisi kültüründen sıkıldık ama deliyürek en azından zaafları olan ve bunun bilinciyle kendisine akıl hocası edinen, cahilimsi ama delikanlı bir kardeşimizdi. Dizinin finalinde de dış mihraklar denilenler tarafından öldürüldü. Öyle de olmalıydı zaten, Polat alemdar gibi dünya baronu dedikleri adama gidip hz. İbrahim ile karıncanın kıssadan hissesini anlatamamalıydı. Polat alemdar karakteri, bakın samimi söylüyorum, on yıldır prime time'da milyonların izlediği bir karakter ama ben bu kadar kötü oyunculuğu daha önceleri nadir gördüm neyse.


Geçenlerde biliyorsunuz afyon cephaneliğinde patlama oldu ve 25 tane kardeşimiz şehit oldu. Kimisi de boku bokuna gitti diyor ama sonuçta bunlar ülkenin değerleri ve öldüler hem de ufak salaklıklar, belki de askeriyenin genel mallığı, belki de hükümetin öküzlüğü, belki de bizlerin koyunluğu yüzünden. Şehit haberleri hala devam ediyor ama o hafta daha fazla olay olmuştu. En azından tvlerde daha fazla bahsediliyordu. Artık milletçe ve belki ben de 1-2 tane şehit haberi gördüğümüzde insanlık hali deyip geçiştiriyoruz. Böyle 15-20 tane oldu muydu biraz daha gündemde kalıyor ama ertesi gün yine unutuluyor. Afyon olayının olduğu sıra canım çok sıkkındı ve tvde ilgili bir şeyler duyarım ümidiyle zaping yaparken birden bu filme denk geldim. Normalde dediğim gibi sanatsal anlamda ilgi çeken hiçbir şey yok filmde. Ama birkaç cümle beni filme bağladı. Hızlı bir zaping yapıcısıyım öyle tv'de her şeyi izleyemiyorum ama duygulandım filmi izlerken. Ve bu duygu kesinlikle rahatlama felan değildi.


Görevli bir salağın geniş operasyonlar başlatıldı demesi bende hiçbir rahatlamaya yol açmıyor. Hele “terör çok büyük bir yanlış içinde”, “terör artık kötü niyetini tüm dünyaya bildirmiştir” tarzı yoğun orospu çocukluğu, amerikan köpekliği ve salaklık izi taşıyan cümleler beni çıldırtıyor ama bu filmde acı laflar vardı. Belki söylenirken estetik yoktu ama sikerim estetiğini de sanatını da arkadaşlar bu filmde bizi ilgilendiren şeyler var. Film, 2001 yılında çekilmiş ve sanki izlerken daha yeni yapılan bir filmin etkisini hissettim. İsimler değişiyor ama oynanan oyun aynı. Uluslar arası ilişkilerden çok anlamam, terörle nasıl savaşılacağını da bilmiyorum, haberleri duyunca içim bi kötü oluyor ama elimden de bir şey gelmiyor. Sürekli yetkililere serzenişlerde (analı avratlı küfürler eşliğinde) bulunuyorum, halkımızın durumunun içler acısı olduğundan yakınıyorum (emmeli gömmeli cümleler eşliğinde) ama dediğim gibi ve sizlerin de fark ettiği üzere değişen pek bir şey yok. Ne yapmalıyım, yapmalıyız orası hala muallak. Bu dandik blogta bir şeyler yazınca biraz rahatlama geliyor ama yetmiyor maalesef. Daha fazla yorum yapmak istemiyorum gerisi çay sohbetlerine kalsın, bu filmde değinmek istediklerimi filmde geçen cümlelerle yapalım;


Filmin giriş tiradı gayet net ve açıktı: “Burası Mezopotamya, küresel oyunun bumerang cehennemi. Tanrı bile dünya düzeni için peygamberlerini hep buraya göndermiş. Çünkü burası aslında yeryüzü cennetiymiş.” Sonrasında deliyürek askerlik arkadaşının düğününe gider ve cemal kendi düğününde öldürülür. Bu adamlar uzun dönem askerlik yapan arkadaşlardır. Hiçbiri güzel bir eğitim alamamış, cümleleri de karizmatik olmayabilir ama bunlar her gün sokakta gördüğümüz hatta ayak işlerimizi yapan insanlar, çoğu da gariban, çok üzülüyorum çok. Cemal'in öldürülme sebebi Gaffar Okkan'ın nasıl öldürüldüğünü bulmuş olmasıydı. Sonrasında deliyürek olayları çözmeye, arkadaşının intikamını almaya çalışır felan derken Yusuf eski komutanı Bozoyla rastlaşır ve beraber hareket etmeye başlarlar. Bozo bir sahnede şunları söylüyordu: “Burası Mezopotamya, Amed denen yer. Bu topraklarda kavga tarihle yaşadı. Dünyanın öbür ucunda da olsa güçlü olan elini buraya uzatır. İnsanlığın ilk kanı bu toprağa dökülmüş Yusuf. Üstelik ilk kardeş kanı. Kabil’in kardeşi Habil’i öldürdüğü topraklar.”


Yusuf bu laflara aynı benim gibi şunları diyordu: “Ee peki bu kader değişmez mi? Hep kardeşler birbirini mi vuracak?” Ama miroğlu da benim gibi aradığı cevabı Bozo'dan bulamıyor: “Zor, değiştirmeye kalkan yedi düveli karşısında bulur. Dicle'yi Fırat'ı çevirip bu toprakları sulayalım dedik bak ne oldu?” Yusuf sorgulamaya devam ediyor: “30 bin insanın kanı aktı. Yani bu gizli servislerin su politikası mı?” Bozo bizi üzmeye devam ediyor: “Sebeplerden biri. Kuzey ırak'ta kurulacak bir kürt devleti kimlerin işine yarar biliyor musun? Oraya üslerini kuracaklar. Yukardan ekmek ve silah atıp bölgede istedikleri gibi at koşturacaklar. Sonra doğacak her beş kürt çocuğundan üçü ölecek. Ama kimin umurunda onlar için önemli olan bu bölgeden geçen en az 100 milyar dolarlık eroin-esrar rantını paylaşmak, buna bölgeden uçurup silah sanayinde kullandıkları kırmızı civayı, osminyumu, uranyumu ekle. Bir de bunlara bu kadar Müslüman ülkenin ortasında kudüs'ü düşüren israil'in güvenliğini, suriye'nin piyonluğunu. Daha ne söyleyeyim Yusuf? Bu oyunu bozmaya çalışan herkes ölür.”


Yusuf saflıkla sormaya devam eder: “Bu oyunu bozmanın bir yolu olmalı.” Ama aradığı cevabı yine bulamaz. Çözümler çok hayali ve yüzeysel cümleler içeriyordu. Sıkıntılı bir iç hesaplaşmanın ardından Yusuf bu kadar büyük bir oyunu bozamayacağını anlar daha doğrusu o işi polata bırakır ve bari arkadaşımın öcünü alayım der. Yusuf araştırmasına devam ederken olayın arkasında kasap hasan'ın olduğunu öğrenir. Ama bozo burada da karşısına çıkar ve şunları söyler: “Kasap hasan diye birisi yok Yusuf. Kuzey dakotalı david var. Bunların fiziği bizim Kürtlere çok benzer, anadili gibi Kürtçe konuşular. Hatta lehçe farklılıklarını kullanabilecek kadar. Yabancı olduklarını fark etmek mümkün değildir. Yıllar önce buraya gelip yerleşiyorlar. İmam (kasap hasan Hizbullah bölge imamıdır) gibi, esnaf gibi, dağa çıkmış çoban gibi. Biz burada pkkya yataklık eden, öldüğü zaman boynunda haçla gömdüğümüz çok dakotalı imam gördük. Bunlar Amerikan derin devletinin yetiştirdiği kozmik bilgilerle donatılmış gayri nizami harbi iyi bilen adamlar. Hasan da yani david de bunlardan sadece biri.”


Kasap hasanın gerçek yüzünü ve kimliğini Yusuf'a gösteren bozo son kez şunları diyordu: “Bana bak beni iyi dinle. Çek git buradan, ben bunları sana bil diye gösterdim. Bu insanlarla uğraşan ölür Yusuf, bu uğurda kaç can gitti. Eşref Bitlis paşa gitti, Gaffar Okkan gitti. Çık git buradan” Yusuf’un siniri geçmez, kasap hasan'ı takip eder ve en sonunda da onu öldürür. Ee noldu bitti mi şimdi? Hayır. Film çekildikten sonra 11 yıl devirmişiz zannedersin ki halk bilinçlendi, kenetlendi ve sadece pkk değil her türlü olumsuzluğu dışarı attı. Maalesef öyle olmadı. 2001'den sonra yani milenyumdan sonra “new world order”ın emriyle Mezopotamya'nın anası bellendi. Bizim de iyi durumda olduğumuz söylenemez. Konuşulacak çok şey var da neyse burada söyleyemem daha doğrusu derdimi anlatamam, çay sohbetlerine saklayalım. Şu resmi de hiçbir zaman unutmayın piçler…





Deli Yürek : Bumerang Cehennemi film eleştirisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder