2 Temmuz 2012 Pazartesi

Serpico




Bu haftaki filmimiz geçen yazımda da bahsettiğim gibi bir başka al pacino filmi olan "serpico". Filmin yönetmeni ise sidney lumet. Yönetmenin diğer önemli eserleri ise şunlar: “dog day afternoon”, “network” ve “12 angry man”. Sidney Lumet'in bu dört filmi benim favorilerimden, dört favori film getireni biliyorsunuz favori yönetmen listeme ekliyoruz. Filmin başrollerinde de al pacino ile beraber tanımayacağınız birkaç eleman var. Serpico, benim en sevdiğim filmlerden biri. İzlerken inanın şiddetli duygular yaşıyorum. Kendi hayatımdan kesitleri serpico'nun hayatına yorumluyor, bazen geriliyor, bazen heyecanlanıyor ve bazen de korkuyorum.


Türk sinemasının önemli figürlerinden olan komiser kemaller ve cemallerin çıkış yeri polis memuru serpico'dur. Gerçek yaşamdan (ve kitap) esinlenilen bu film ile gerçek olay arasında iki ya da üç yıl olması lazım. Bizim komiser kemallerin aksine serpico, geleneksel yaşamdan ve zevklerden uzaktır. Annesiyle beraber de yaşamaz. Hippimsi bir tavrı vardır ve polisliği gerçekten sevdiği ve özendiği için yapmaktadır. Yazının ilerleyen kısımlarında iyiliğe ve erdeme dair cümlelerim olacak o yüzden serpico'yu anlatmak için iyi ve erdemliden başka bir sıfatı kullanmak istemiyorum. Neyse bunlar da gerçek serpico'nun resimleri;


Serpico, İtalyan bir ailenin sıra dışı oğludur. Küçükken bir mahalle kavgasında gördüğü polislere özenir ve büyüdüğünde de akademiye katılır. Bu arada al pacino karizmatik olsun diye her filmde İtalyanmış gibi gösterilmiyor zaten kendisi italyandır ve İtalyanca da bilmektedir. Sıkça yapılan bir diğer hata ise Robert de niro'nun da İtalyan olduğu yanılgısı. Her godfather'da oynayan oyuncu İtalyan değildir ayrıca. Robert de niro, bilmek isteyenler için yazalım İrlanda kökenlidir neyse. Serpico'nun sivil polis olduğunda üzerinde devamlı ay yıldızlı kolye taşıdığını da söylemem gerek. Anlatılanlara göre Serpico, polisliğinin ilk yıllarında Türkiye’den gelerek uzmanlık yapan bir polisle arkadaş olur. Bu Türk polis, geri dönerken ona bu kolyeyi hediye eder ve Serpico da kolyeyi hiç çıkarmaz. Bir diğer ihtimal de şu; Serpico bir gün tuzağa düşürülüp vurulduğunda onu kurtaran cesur doktor bir Türk'tür (oku) ve Serpico, filmin çekimlerinde (gerçek olaylardan iki yıl sonra film çekilmeye başlanıyor) bir teşekkür olarak vurgu yapmak istemiştir. Şu resimlerde net gözüküyor;


Serpico, polis memuru olduktan sonra hızla yükselmek ve dedektif olmak ister ama işler düşündüğü gibi gitmemektedir. Yavaş yavaş da üniformadan sıkılır derken sivil olur ve hippi tarzını rahatça yaşamaya başlar ama gördüğü yozlaşma onu derinden sarsar. Bir şeyler yapmak ister ama elden bir şey gelmez ve maalesef kendi başına da hareket edemez. Farklı olan kendisidir ve inanılmaz derecede dikkat çekmektedir. Yozlaşma, rüşvet neyse der ben görmesem de olur ama kaçamıyor rüşvet yanı başında, diğer polisler onu da işin içine çekiyor, işin en acayip kısmı da herkesin yaptıklarına haklı sebepler bulabiliyor olması. İşte benim de bu yazıda değinmek istediğim bu; hiç kimseyi ve şeyi eleştiremiyorum çünkü herkesin haklı sebepleri var. Erdem ve iyilik ile doğruluk lastik gibi sündürülüyor. Kendi doğrularını yıkmak istemeyen serpico nihayetinde tüm birime savaş açar.


Serpico, sadece dürüst ve doğru değil aynı zamanda orijinal bir insandır. Filmde iki kızla tanışır (frank serpico filmdeki iki kızla da gerçek hayatta evlenmiş ve boşanmıştır). İlk kızı banyoda iplemediği sahne gerçekten güzeldi. Başka adam olsa o karıya öyle davranamazdı. Ortada belli bir kariyer planı vardır ve toplum onun dışına çıkamaz. Kızımız da balerindir, kendince entelektüeldir felan, o yüzden polisle değil de felanla fistanla evlenmelidir. İlk toplumsal eleştirimi burada yapmalıyım. Neden benim etrafımdaki insanlar hiç anlamadıkları halde bana zamanında iş konusunda tavsiyeler verdiler belli değil. Mühendis, doktor veya en kötü öğretmen olmalıydım. Niye çünkü hayat standartlarım ortalamanın üstünde olmalıydı, oturduğum ev çok pah... üggghh kusacam amına koyuyum. Toplumun ta dibini sikeyim. Hiç biri de demedi ki bak bu iyidir bu kötüdür. Herkes köprüyü geçene kadar ayıya dayı de dedi. Eğer yanlış bir şeyler görürsem kendimi belli etmemeliydim, çünkü büyük kariyer planları bozulurdu. Şu an "sibelius d minor" dinliyorum ve maxim vengerov'un violini dövdüğü gibi herkesi dövmek istiyorum.


Platon'un mağara alegorisinde küçümsediği basit insanları ben de yuhalamak istiyorum. Peki mühendis oldum ondan sonra ne yapmalıyım? Bu sefer iş garanti olmalı yani devlete girmeliyim. Yani matematiksel zekadan dolayı seçtiğim bu işi göt büyütme merkezinde yapmalıymışım, ben tabii ki de olmadım ama zamanında olan bir sürü tanıdığım vardı. Kimisi uzman yardımcısı oldu kimisi bilmem ne bok. Yardımcısı olduğunuz uzmanları sikeyim amına koduğumun basit insanları. Ama bu insanların sorumlulukları var, ev aile geçindirmek karınlarını doyurmak zorundalar der gibisiniz. Hassiktirin gidin diyorum pislik basitler sizi. Sorgulanamayan hayat, hayat mıdır itler? Karnı aç bir insan olmak, karnı tok bir domuz olmaya; kendinden hoşnutsuz Sokrates olmak, kendinden hoşnut bir aptal olmaya yeğdir sizi gidi madafakırlar.


Adam işinde gücündedir, vergisini felan zamanında öder, komşularıyla iyi geçinir, kimsenin malına namusuna göz dikmez, karısına ve çocuklarına çok iyi davranır, sokakta köpek ve dilenci gördüğünde içi titrer. Sabah işe gitmeden önce 10 dakika servis bekler, serviste herkese günaydın der, iş yerine vardığında saat 10'da herkese simit ısmarlar, ofisin neşe kaynağıdır, ülkenin elden gittiğine bazı kere içerlenir, hava kötüyse biraz canı sıkılabilir, akşama da çılgın bir fantazinin hayalleri bazı kere zihne gelip dans eder, bıyık bırakmaya ve göbek biriktirmeye başlar, kitaplara ve siyasete küseli 2,5 yıl olmuştur, eline para geçse afrika'da aç kalmayacağını iddia eder, yufka yüreklidir, kendi maaşının beşte birini alamayan temizlikçiyle ve çayçıyla yakından ilgilenir ve onlara herkesin yapamadığı adam muamelesini yapar, hafta sonları işe gitmez çünkü resmi tatildir, bu tatili en önemli şeyle yani aileyle geçirir belki büyüklerini de ziyaret edebilir, ikindi gibi kral bir sofra kurulur, akşama oynanacak maçın analizi yapılır, çocuklar ders çalışmalıdır, belki bir mağaza ziyareti bir kaç alış veriş, hımm organik ürünler tercih edilebilir, kredi kartı borcu kaçınılmaz sondur bu durum arada sırada canını sıkar, sistemin kurbanı olmak hoşuna gitmeyebilir, kültürün dejenere edildiğinden bahseder, çoğu kişi onun zeka seviyesinde değildir herkesle herşeyi konuşamaz, israil'e ve abd'ye kzıgındır, işyerinde ve yeni sosyal statüsünde solcu cümleler kurmanın kendisini karizmatik yaptığını keşfeder ve öyleymiş gibi davranır halbuki eski bir sığ sağcıdır, sokakta yere tükürenleri ve çükünü kaşıyanları sert gözlerle yok eder, subhanekeyi öyle bir hızlı okur ki hızına kendi bile inanamaz, tatillerde cumaya giderek ruhunu dinlendirir ve tüm günahlarından arınır felan bu adam iyi değildir. Oha der gibisiniz. Evet bu adam iyi değildir. Öyle istediğinize iyi istediğinize de kötü diyemezsiniz. Bu adam hayatının neresini sorgulamış, bu adam akşam 12'de yatıp sabah 7'de kalkıyor, yani bu adam hiçbir düşünce hiçbir fikir yüzünden sabahlara kadar oturmamış. Bu adam iyi felan değildir, bu adam kocaman bir basittir, sadece basit başka bir şey değil. Bu adam dünyada neler oluyor diye siklemez. Akşam pijamalarını giyip tatlı tatlı televizyonunu izleyip haberlerde gördüğü her şeyi eleştirerek kendini geliştirdiğini zanneder. Akşam da sevişir ve gün biter. Bu adam iyi felan değildir, bu adama iyi diyeni sikerim.


Zamanında köyün birine çakal sürüsü dadanmış. Köyün ihtiyar ve yetişkinleri çok değerli zannettikleri hayatlarından olurlar diye kapıdan dışarı çıkmazmış ve bu durumu gören çocuklar babalarından ve dedelerinden utanmaya başlamışlar ve hep beraber bir söz vermişler; ileride güçlü olduklarında çakalları öldüreceklermiş. Yıllar geçmiş ve bunlar da büyümüş ama bunların hepsi evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuşlar tarlada ekinler felan. Yeni nesil çakallar yeni nesil köylülerin mallarını yemeye yine devam etmişler. Küçükken verdiğiniz sözü sikeyim orospu çocukları. Öğlen olduğunda da birbirlerine söyleyecek şeyleri ve yüzleri olmamasına rağmen hala konuşurlar ve tavsiyelerde bile bulunurlar. Belki içlerinden birisi alır küçük çocukları yanına erdemden felan bahseder.


Hayattan memnun, Amerikan işgallerinden rahatsız değil, Afrika’daki durum aklınızda yoksa, tüm yozlaşmış kurum ve yapılarımıza rağmen hala bir şeyler mırıldanabiliyorsanız siz iyi insan değilsiniz. Siz iyiyseniz en büyük puşt benim. Bizim millet homurdanır birisi konuşunca birileri hücum eder, homurdananlar da konuşsun biraz, kendi aranda konuşmakla iş bitmiyor yani hiçbir toplumun edebiyatında “nasreddin hoca ve timurun filleri” gibi bir fıkra yok iyi mi?


Bu iyi dediğiniz adamların işyerlerinde ne kadar taviz verdiklerini tahmin edemezsiniz. Bunların köprüleri ve ayıları ömürdür yani hiç bitmeyecektir. Aslında bu iyiler kendilerinin ne bok olduklarının farkındadırlar ama toplum sayesinde kimlik kazanmışlardır. Toplumda iyi denilen, önerilen şeyler bozuk değil mi?


Serpico, tüm bu iyilik ve erdemin tam olarak öznesidir. Basit hayatını bir vazifeyle olgunlaştırmış ve erdem havuzuna dalanların rahatlığına ermiştir. Filmde gördüğümüz ikinci kız arkadaşının hikayesine ne kadar sinirlendiğini de çok net bir şekilde görebiliyorum. Başkaları için bu hikaye sevişme öncesi bir ısındırma hareketi de olabilir ama ben de serpico gibi feci şekilde sinirleniyorum. Hikayedeki kralı da, kralın tüm tebaasını da, mutluluk tanımlarını da sikeyim.


Burada ilgili en önemli örnek Sokrates'ten geliyor. Nietzche’nin "ölüm korkusu nedir bilmeyen, yaşayan biri olarak değil de salt akıl olarak ölen ve hayatın içgüdüsünden tamamıyla kopmuş bir canavar" olarak bahsettiği Sokrates, tarihteki en büyük erdem savaşlarından birini vermiştir.


Socrates gençleri yanlış yola ve dinsizliğe sürüklüyor diye (tam tersi bir durum söz konusudur) antik yunan'da mahkemeye çıkarılır ve savunma yapması istenir. Savunmasını şu cümlelerle açar: “dostlarım güç olan, ölümden kaçınmak değil, haksızlıktan kaçınmaktır; çünkü o, ölümden daha hızlı koşar. Başkasının istediği gibi konuşup yaşamaktansa, kendim gibi konuşup ölmeyi yeğlerim”. Devam etmeden önce çok kısa bir uyarı vermeliyim. Bu açılış cümleleri size de mantıklı gelebilir ve kafa sallıyor olabilirsiniz ama bu gerçeği ve güc’ün tanımını anladığınız anlamına gelmez. Radikal bir örnek vereyim; eğer siz Türkiye’nin herhangi bir büyükşehir belediyesinde çalışıyorsanız erdemli olamazsınız. Ohaaaa dediğinizi şimdiden duyuyorum. Eğer ülkemizdeki belediyeler iyilik ve samimiyetle yürüyorsa tekrar söylemeliyim ben en büyük kötü insanım. 
 

Eğer bir mahallenin imamı gördüğü bir tinercinin elinden tutmuyor, karısını çocuğunu döven bir sarhoşa dayak yemek pahasına karşı çıkmıyorsa bana çalıştığı camiyi söyleyin cumasına gitmeyeyim. Cümleler çok sert ve de iddialı olabilir ama doğrudur arkadaşlar. İlkokul öğretmenlerimiz çocukları zorla hafta sonu kurslarına çağırıyorlar ve bu fakir mahallelerde bile var, kursa gelenlerin sınavlardan yüksek aldığı ise aşikar. Ve bu durumu tüm okul hatta veliler biliyor. Yine iddialı olacak ama, o okul ve tüm veliler de iyi değildir. Din kültürü öğretmeni aralarında en iyi ve en zararsızı ise, yani teneffüslerde boş muhabbetlerde ve sigara içen bayan öğretmenlerin yanında değil de cam kenarında huşu içinde tüm şişkoluğuyla oturuyorsa o da benim gözümde bir erdemsizlik abidesidir. Benim ne günahım var diyemez. O zaman şu dünyada kim kötü ki? Herkesin haklı bir sebebi olabiliyor nasılsa. Tüm ilkokul önlerinde yığınla arabalar herkes kendi statüsündekilerle evlendirilmiş, ingilizce öğretmenleri mesela subaylarla, evler ve arabalar alınıp kredileri ödenmeye başlanmış, bir an önce o ilk gidilen okuldan uzaklaşmak ve lüks bir semtte öğretmenlik yapmak da büyük hayal, öz çocuklarıyla dördüncü reich'ın varisleriymiş gibi ilgilenip kendi sınıflarındaki en az yüzde 40 öğrenciyi siklememek, öğreteceğiniz derse sokuyum.


Doktorlar zenginlere ayrı muamele yapıp kendi özel hastalarına torpil geçiyorlar. Bu durumu hastanede herkes bilir ama kimse gık demez. Yeni gelen doktorun serzenişlerini, müdahalesini bekliyorken genç doktorumuz yılların acısını çıkartma niyetindedir ve yaşlı kurtlardan nasıl makas ücreti alınıp milleti kerpeceğini öğrenir. Hele bir de garibansanız mesela işçiyseniz ve sizden parfüm değil de ter kokuyorsa doktordan hep azar işiteceksiniz, çünkü siz karizmatik değilsinizdir, acaba dersin hep böyle midir doktorlar, sonuçta mübarek meslektir, bir de bakarsın ki o herkesi aşağılayan doktor sırıtmaya başlar, anaaa arkadaşı gelmiş ya la hastaneye, canım benim üşütmüş mü acaba, ananızı avradınızı sikiyim, tüm doktorlar kötüdür, bana deli diyebilirsiniz ama cümlelerimin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum ve düşüncelerimin arkasındayım. Kadın, kocam beni dövüyor diye emniyet amirine gidiyor, amir buna git kocanla barış diyor ve akşama adam karısını öldürüyor. Bu amir de kocaman göbeği, babacan edasıyla mahalleye güven veriyor. Akşama tuttuğu takım yenilirse aman önüne çıkmayın hassas noktasına denk gelirsiniz. Stresli bir günün ardından tuttuğu takımı yenildi, olacak iş değil. Tüm polisler kötüdür. Saymakla bitmeyecek gibi ama öyle işte ne yaparsın.


Amerika ister sevin ister sevmeyin dünyanın 50 yıldır anasını belliyor daha yeni ırak'tan çekildiler 2 milyona yakın insan öldürüldü, tecavüze maruz kaldı, gururları incindi. Televizyonlarda tek kelime duymadım belki de bana denk gelmedi ama tüm bu eğlenceler de ne oluyor? Tüm televizyon ve belki biz izleyiciler de iyi değiliz. Buna benzer uçuk fikirlerim yüzünden, sokakta işyerlerinde felan insanların birbirlerinden bu çok iyi diye bahsetmelerini hiç hazzedemiyorum. Neye göre, kime göre iyi?


Mahkeme oylama yapar ve sokrates’i suçlu bulur. Suçlayan oyların sayısı 281, aklayanlarınki 220’dir. Sokrates bunun üzerine ceza konusunda konuşur: “Şimdi ceza olarak ölümü öneriyorsunuz. Kendi payıma ben ne önermeliyim, Atinalılar? Açıktır ki hakkım olanı. Ve hakkım nedir? Bütün yaşamım boyunca boş durmaya hiçbir anlam vermemiş olduğum için, ama insanların çoğunun kaygılandığı şeyleri, para kazanmayı, ev geçindirmeyi ve askeri görevleri, kamu toplantılarında konuşmayı, memurlukları, komploları, partileri göz ardı ettiğim için katlanmam ya da ödemem gereken asıl karşılık nedir? Gerçekte bir politikacı olarak yaşamak için gereğinden öte dürüst olduğumu düşünerek, size ya da kendime hiçbir yararımın olamayacağı yerlere gitmedim; ama her birinize kişisel olarak en büyük iyilikte bulunabileceğim her yere gittim ve aranızda herkesi kendisine bakması gerektiğine, kişisel çıkarların peşine düşmeden önce erdem ve bilgeliği araması gerektiğine, devletin çıkarlarıyla kaygılanmadan önce devletin kendisi ile kıyaslanması gerektiğine inandırmaya, tüm eylemlerinde uyması gereken düzenin bu olduğunu anlatmaya çalıştım.”


Mahkeme bir oylama daha yapar ve Sokrates’i ölüme mahkum eder. Platon'un söylediğine göre baldıran zehiri içirilerek idam edilir. Sokrates son olarak şunları söyler: “……sizin istediğiniz gibi konuşup yaşamaktansa, kendim gibi konuşup ölmeyi tercih ederim. Ayrılma saati geldi ve kendi yollarımıza gidiyoruz, ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir.” Kitaplarımı, günlüklerimi ve annemle babamın resimlerini alıp serpico gibi siktir olup gitmek istiyorum. Hepinizin amına koyuyum…




Serpico film eleştirisi

4 yorum:

  1. Döktürmüşsün başkan, kendimi çok sorguladım yazını okurken, eğer sistemi sorgulamasaydım vallahi şu an dünyanın bir ucunda çalıyor olurdum diyip kendimi haklı çıkartmayacağım çünkü yetmez. Olay bu sistemin bir parçası olmak ya da olmamak değil değiştirmek için bir şey yapamıyorsak ya da yapmaya çalışmıyorsak aynı kapıya çıkıyor. Adalet kavramının yozlaştığı bir dünyada bunları gerçekleştirmek hakikaten zor ve çok büyük erdem gerektiriyor.

    YanıtlaSil
  2. insan dünyaya gözlerini açtığında özgür olarak gelir sistemin içine zamanla dahil olur sistemin gerektirdiği gibi yaşam tarzı oluşur
    aklı tam anlamıyla erdiğinde hayatı sikilmiştir erken uyanmakta fayda var
    bize verilen beyni kullanın...

    YanıtlaSil
  3. bu filmin yorumunu okuduğumda böylesine bir ruh haliyle boş boş duvara bakacağımı düşünmezdim etrafım senin dediğin gibi basitlerle dolmuş keşke beraber takılabilsek ama ben de sistemin kurbanı olmuşum be hocam biraz aile baskısı biraz evlilik derken kaptırdık gittik ama bazı kere çok daralıyorum işe başlayalı 4 senem olmuş boşa giden 4 sene yapamadık işte olmadı ama bir gün mutlaka görüşelim
    eski yaraları deştin olum

    YanıtlaSil