15 Ocak 2012 Pazar

Des Hommes Et Des Dieux



"Des hommes et des dieux" filmini Xavier Beauvois yazıp yönetmiş. Kendisini uzun metrajlı sıkıcı filmleriyle tanıyoruz. Bu filmimiz de sıkıcı. Sıkıcı bir filmi anlamanın kolay yollarından bir kaçı; filmin Fransız yapımı olması, cannes da ödül alması, afişinde amblemini bilmediğimiz acayip ödüllerden ve yerlerden takdir notlarının yer alması falan filan. Tüm bu özelliklere sahip olan filmimiz inanılmaz derecede sıkıcı. Peki neden yazıyoruz? Sıkıcı da olsa izlenilmesi gereken bir film diye düşünüyorum. Başrolde de başarılı oyunculardan Lambert Wilson yer alıyor kendisini “The Merovingian” rolüyle matrix trilojisinde izlemiştik. Yönetmeni ve filmlerini ben nuri bilge ceylan'ın tarzına benzetiyorum belki de tam tersi bir benzetme var ortada ama ikisinin de bol ödüllü sıkıcı filmler yaptıkları bir gerçek. Yani bu filmi nuri yapsaydı herhalde böyle bir film olurdu. Nuri yapsaydı diyoruz ama adam cannes da ödül kazanmış tebrik etmek gerekir. Eğer bizim nuri tarzından ödün vermezse ki öyle gözüküyor dünya sinemasının önemli simalarından biri olarak tarihteki yerini alacaktır. Bir başka nuri'nin de artık daha fazla forma şansı alabilmesini umut ediyoruz zira lass ve kedira gibi iki kalas, gıcık olduğum sıfatsızın yanında teknik kapasitesi yüksek ve bizden biri olan nuri'nin oynaması daha doğru gibi yoksa barcelona ölene kadar bu Madrid orta sahasını rencide eder. Aranan kan bence Nuri!


Nerde kalmıştık, sıkıcı filmlerden falan bahsediyorduk. Farklı bir alametifarika da tabiatın sesinin dinlenmesi; gökyüzü, yağmur, öküz, horoz bunlara bolca da aksiyonsuz sahne eklenince al sana sıkıcı daha doğrusu sikici film. Bu filmlerden neden sıkılıyoruz çünkü ben sokağa çıkınca da benzer kaldırım manzaraları, insan portreleri görüyorum aynılarını filmlerde kesif bir şekilde görmek inanın uykumu getiriyor. Spekülatif ve fiktif filmler daha çok ilgimi çekiyor ama bilim kurgudan da hafif mesafeli olmalı. Bunların hepsini geçtim insan biraz vurdulu kırdılı sahne koyar filme. Şu filmdeki teröristlerin bir kere bile doğru düzgün ellerinde habire gezdirdikleri silahları kullanmamaları beni çok gerdi. Tam şiddetli bir çatışmanın arefesindeyiz diyoruz ki papazlar başlıyor ayine. Papaz mı evet papaz. Filmimizin ana konusu Cezayir'in fakir bir köyünde yaşayan bi on kadar keşişin, bölgede radikal dincilerin eylem yapmaya başlamaları ile köyü terk edip etmeme çelişkilerini  içeriyor.


Cezayir biliyorsun Fransızların yoğun olarak siyasi plan yaptıkları bir ülke. Cezayir nüfusunun neredeyse tamamının Müslüman olmasına rağmen gerçek bir öyküyü anlattığını söyleyen filmimize göre bir köyde keşişler civardaki insanların sağlık ve koruma gibi işlerini halletmekte geri kalan zamanlarında da hakikaten kulak siken ayinler yapmaktadırlar. Ama kimseye zararları yoktur. Hele amedee yok mu sen ne tatlı bir şeysin dayı lan. İnsanın elini öpesi geliyor. Filmin başlarında bölge insanının kardeş kardeş yaşadığını anlatmak için keşişlerin sünnet evini ziyaretleri ve doktor keşişin fakir köylülere ücretsiz sağlık hizmeti vermesi görülüyor. Tabi bizim de istediğimiz bu, herkes herkesin görüşüne saygı duymalı. Sen o şekilde inanırsın öbürü bu şekilde kimse kimseye karışmamalı.


İşler yolunda giderken yani herkes fakir hayatını devam ettirirken bir sıkıntılı teenage de göze batar hani. Bu kızımız belli ki çok fazla kurtlu vampirli dizi izlediğinden aşk nedir diye sorgulamaya başlar. Hatta bunu doktor keşişe de sorar. Keşiş tam ebenin amı amıncık ben burada 60 yıldır bakireyim diyecekken tanrının evinde olduğunu hatırlar ve saçmalamaya başlar hatta ona bölgenin delikanlı oğlanını önerir lakin kız onu istemez. Yalnız kız o kadar tipsiz ki teröristler bölgeyi bastıklarında kıza tecavüzü geçtim yüzüne bile bakmazlar bence bu bir kız için aşağılayıcı bir durum. En azından mıncıklayabilirlerdi ama yapmadılar yani kızın durumu böyle iken mahallenin fatura yatırmak için güvenilecek tek oğlanını beğenmemesi içler acısı.


Terörist demişken four lions filminde bahsetmeye çalıştığımız İslam'ı, terörizm olarak gösterme politikası burada vardır diyemeyiz. Çünkü bölgedeki Müslüman halk terörü benim eleştirdiğim gibi eleştiriyor. Yalnız beni film izlerken geren nokta tek bir feveran hareketin olmaması en ufak bir adrenalin belirtisi yaşayamadan film izliyoruz. Diyaloglar ise lalettayin. Peki ödül bunun neresine? Ödül drama, insan manzaralarına ve biraz da Fransızlığa. Çok fazla İslam eleştirisi yapılmasa da Cezayirlilerin pek bi malul sıfatlı olmaları ve başka Cezayir filmlerinde de dikkat etmiştim bölge müezzinlerinin inanılmaz kötü ezan okumaları insanı Araplardan dolayısıyla da İslam'dan soğutabilir. Ama tüm Cezayir tabi ki bundan ibaret değil. Kıyı şeridi baya güzel bir memlekettir Cezayir ayrıca zidane ve benzema da aslen oralıdır. Benzema demişken bence morinyo'nun onu ileride yalnız bırakmaması lazım. Hal öyle olunca ronalda rahat markaj edilebiliyor ve etkisiz kalıyor. Mutlaka higuain'le beraber oynamalı ki kendisi zaten yedek kalmamalı bir gol makinesi, bir manyak Arjantinlidir.


Filmde hoşuma giden bir ayrıntı da keşişlerin yaşadıkları çaresizlik sonucu kapitalist kıvama gelme dürtüleri. Teröristlerin varlıklarından haberleri olunca hepsi  normal insanlar gibi korkmaya başladı ki burada kendi ritüellerini terk mi ettiler sorusu akla geliyor. Çünkü keşiş evlenmeyen kilise görevlisi demektir. Evlenmezler, et yemezler, az uyurlar, asosyal olmaya özen gösterirler, sürekli dua ve ayin seanslarını yönetir ve içinde bulunurlar, biraz da kişisel temizlikten uzak dururlar. Ayrıca kendi ektiklerini de yemelidirler. Bu kadar insani özelliklerden uzak kaldıktan sonra gayet normal insanların hareketlerini keşişlerde gözlemlemek onlar açısından kötü oldu. Yani bir imamın mezarlıktan korktuğu için akşamları farklı yolları tercih etmesi gibi anladın mı.


Bu keşişlik meselesi de tartışılması gereken konulardan. Keşişliğin tarihi Hıristiyanlıktan eski. Tam anlamı muğlaklığını korusa da keşiş olan bir insan öncelikle sevişmemeli ve et, şarap gibi hayvani duyguları öne çıkartan yiyeceklerden uzak durmalıdır. Yani tropik ada da bu durum zor. Hindistan cevizinin suyundan içerler, Allah muhafaza ayinleri tehlikeli bir hal alır. Bizim halk arasında dinsiz diyeceğimiz türden yani çok tanrıya inanan pek çok uzak doğulu ve Hindistanlı da biraz da fakirliğin tesiriyle bu keşiş hayatını benimsemişlerdir. Ondan sonra adam gidiyor kaşığı büküyor. Geçen bunlardan birini hastaneye kaldırmışlar adam 70 yaşında tek bir kusuru yok, son 30 yılda sadece su, şeker ve kahve tüketmiş. Bu adam rüyasında seni de siker beni de siker hiçbir şey de yapamayız. Önemli bilim adamlarından tesla'nın da kendini projelerine adayabilmesi için evlilikten ve tiryaki şeylerden uzak kaldığını biliyoruz tabi mükafatını hem o almış hem de biz. İleride bu manyak derecede zeki ve çalışkan adamın hayatına veya ilgili filmlerine değineceğiz.


Filmimizde keşişler kendi durumlarını çok tartar sık sık da dua ederler ve sonunda köyden ayrılmamaya karar verirler. Bu durumu mütalaa ettikleri bir dönemde bir başka keşiş arkadaşlarının eli hediyelerle kapıdan içeri girmesi onları çok mutlu eder ve çocuk gibi sırıtırlar normalde biliyorsun bunların gülüp eğlenmeleri de yasak. Benim çok ama çok dikkatimi çeken ise keşişler selamlaşırken yaptıkları hareket. 95. dakika civarında gördüğümüz bu sahneler inanılmaz fantastik olmuş. Madem öyleydi nedir bu ermeni soykırımı meseleniz ha Fransızlar size soruyorum? Keşişlerin  en son beraber akşam yemeği yedikleri sahnede keşiş amedee'nin swan lake dinlerken gözünden yaş gelmesi beni de duygulandırdı. Hacı olasıca çok duygusal bir kişiliğe sahip.


Filmimiz keşişlerin çoğunun teröristler tarafından takasta kullanılmak için kaçırılması ve öldürülmesi ile son bulur. Bizi biraz rahatlatan ise amedee'nin yatağın altına saklanması sonucunda yakalanamaması ve öldürülememesi. Kaçırılanlar 1996'da öldürülmüş, amedee de 20 temmuz 2008'de aramızdan ayrılmış. Hacı olasıca inşallah kelime-i şahadet getirip gitmişsindir. Neyse bebeğim bu sıkıcı filmimizin ardından sıra geldi "matrix"e yakında görüşürüz.




Des Hommes Et Des Dieux film eleştirisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder