17 Eylül 2011 Cumartesi

Limitless


"Limitless" filmi Alan Glynn‘ın "The Dark Fields" romanından sinemaya uyarlanmış. Filmi Neil Burger yönetirken başrollerde Bradley Cooper, Abbie Cornish ve favorilerimden Robert De Niro yer alıyor. Film, son zamanlarda görmekte zorlandığımız özgün bir senaryoya sahip.



Eddie morra (bradley cooper) acınası halde yaşayan başarısız bir yazardır. Uyuşturucu, içki ve sigara ile beraber tembelliği, onu çekilmez biri yapmaktadır. Nasıl tanıştıysa güzel kız arkadaşı bile artık ondan nefret etmektedir. Kız arkadaşı tarafından siktiri yediği bi günde sokakta yürürken eski kayınçosunu görür. Bu eski kayınçosu da şerefsizin önde gidenidir ve eddie'ye bir haptan bahseder. Kayınçonun dediğine göre bu hap beynin neredeyse tamamını kullanmamızı sağlıyormuş. Normal insanların ise yüzde 5-10'unu kullanabildiğini söylüyor ama ben bu rakamın bile çoğu kişi tarafından kullanılabildiğini düşünmüyorum. Öyle insanlar tanıyorum ki yüzde 0,5 ini kullansalardı neyse


Eddie evine gelirken ilacı kullanır ve birden etrafındaki her şeyi başka bi gözle görmeye başlar artık daha önceden gördüğü, okuduğu ve dinlediği şeyleri bile çok rahat bir şekilde hatırlayabilmektedir. İlk etkilediği insan da ev sahibinin genç karısıdır. Onu etkilemekle kalmaz şey de yapar. Ardından evine gelir ve pis, dağınık evini düzene sokar. O zaman şöyle bir mantık kurabilir miyiz?; "yaşama alanı pis olanlar beyinlerini fazla kullanamayan insanlardır" Yok çoğu öğrenci evinin mutfağı gözümün önüne geldi de birden o yüzden sordum. Peki simetrik bir oda düzenine sahip olan insanlara çok zeki diyebilir miyiz? Ya da dağınıklık geri zekalılık belirtisi midir?


Eddie, çoktandır girişini dahi yazamadığı kitabının 90 sayfasını bir çırpıda bitiriverir ama sabah olup uyandığında o eski halinden eser yoktur. İlacın miadı dolmuştur ve eddie'de de başka hap kalmamıştır. Biraz daha hap alabilmek için kayınçosunun yanına gider.  Kayınço öldürmüştür ama eddie haplara ulaşabilmiştir. Tabi ilacı olunca da kitabı dört günde bitirebilmiş, üç günde piyano çalabilmiş, 5-10 dakika dinlediği yabancı dil kasetleri sayesinde dil öğrenebilmiştir, karizmanın kitabını tekrardan yazmaya başlamıştır.


Eddie, yeni halinin ve yazarlığının sayesinde kısa sürede jet sosyetenin içinde yerini almıştır. Denize atladığı bir sahnede bazı kere hepimizin yaşadığı kısa süreli aydınlanmayı yaşamıştır yani artık daha büyük düşünmeye başlayacaktır. Artık yazarlık yapmayacak borsa ile uğraşacaktır. İlk işlemlerinde (bir iki gün içinde) 800 doları ilk önce 2000 dolara onu da 7500 dolara çevirmiştir. Ama filmde bu yavaş bir trade hızı olarak gösterilmiştir. O yüzden tefecinin tekinden 100 000 dolar borç alır ama burada bariz bir mantık hatası vardır, çünkü arkadaşımız iki günde sırasıyla 1200 dolar ve 5500 dolar kazanmamıştır. İki günde sırasıyla 2,5–3,5 katlarda para kazanmıştır. İşlem yaptığı lot miktarını istediği gibi değiştirebileceğinden hiç borç para almasına gerek yoktur. Birkaç ay içerisinde milyon dolarlara zaten ulaşacaktır, ayrıca evinde saatlerce teknik analiz kitapları okuduktan sonra büyük voleleri şirket ceolarının sosyal durumlarına göre vurması da (yani temel analize göre) sevimli olmuş.


Sonunda büyük patron carl van loon (de niro) eddie ile tanışmak ister. İsminden belli ki bu büyük patron köklü bir aileden gelen (Avrupa kökenli bankacılar gibi) başarılı ve acımasız bir kodamandır. Bu tatlı haberi eski sevgilisiyle paylaşır, aslında onu tekrardan kazanmak ister ama bence gereksiz bir çaba. Ondan daha güzelleri de var hem kız seni zamanında terk etti ezik misin kardeşim neyse kız bunun cazibesine dayanamaz ve yeniden sevişmeye başlarlar.



Eddie, carl van ile olan görüşmesinde asıl stratejisini anlatır: “kısa vadeli hisselerde böyle bir artış istenmez. Bu yüzden uzun uzun istatistiklerden vazgeçip söylentilere göre hareket etmeye başladım. Hisselerin değeri genelde şirket işleyişine göre hareket etmez. Kitle psikolojisine bağlıdır. Yani hisselerin idrakına yönelik belli bir algoritma bulursam bu oluşan formasyonları lehime işleyecek şekilde kullanıyorum”.


Eddie'nin söylediklerinden anlayacağımız üzere teknik analizi çöpe atıp temel analizin en temel mantığında yüzmektedir. Ayrıca zekice mırıldandığı şeyler hiç de yeni teoriler değildir. Carl van'ın bu sözlerden etkilenmemesi gerekirdi neyse. Bir gün George soros'a soruyorlar "herkesin kaybettiği oyunda siz nasıl kazanıyorsunuz" diye. O da "eğer ben de herkesin bildiğini bilseydim kaybederdim"e yakın açıklamalar yapıyor. Yani yüzde 80 civarı bir kaybedenler kulübünden bahsediyoruz. Hani hep diyorlar ya borsada önemli olan senin değil sokağın bildiği, aynısını bizim eddie de söylüyor. Ben de diyorum ki madem sokağı dinliyoruz o zaman bu yüzde 80-90'lık kaybetme oranını nasıl açıklayacağız. Sonuçta bu fazlalık sokağın da içinde bulunan yatırımcılar.



Ayrıca temel analiz çok hipotetik kalıyor. Küçük firmaların hisseleri haricinde piyasayı yönlendirmek veya speküle etmek biraz zor. Yani siz doların fiyatını, obama'nın açıklamalarını dinleyerek öngöremezsiniz . Oynayın da görün. Richard Dennis ne diyordu: “teknik analizin metafizik yönü nedeniyle temel analiz yaklaşımının güç kaybettiği fikrine katılıyorum. Temel değer analizinden herhangi bir kar elde edemezsiniz; alım satımdan kar edersiniz. Doğrudan fiyatın gerçekliğine gidip onu daha iyi analiz etmek varken, niçin görüntüye takılı kalalım?”


Neyse bu ilacın bazı yan etkileri de vardır. Eski karısını gördüğünde ilacın ne kadar zararlı ve etkili olabileceğini anlar. İlacı kullanmayı bırakan kişi şiddetli bir şekilde göçmektedir aynı uyuşturucu müptelaları gibi ayrıca ilaçlar da sınırsız sayıda değildir. Ve ilacı daha önceden kullananların çoğu da ölmüştür. Eddie, düzenli bir şekilde ve az miktarda ilaç kullanınca fenalaşmadığını fark eder. Ayrıca ilaçların aynılarından üretmeleri için laboratuar kiralar.



Bazı badireler atlatıldıktan 12 ay sonrasına gideriz ve eddie artık senatördür ve başkanlık için yarışmaktadır. Her şey onun istediği gibi gitmektedir ve film de tatlı bir müzik eşliğinde eddie'nin zeki ve megaloman sırıtışlarıyla biter.


Peki bu tarz bi ilacı verseler sen alır mıydın, valla ben almak istemezdim. Sonuçta bazı insanlar (ciddi yardım da alarak) başkan olabiliyor, en iyi danışmanlık veya finans şirketlerini de yönetebiliyor demek ki ilaç olmadan da müthiş işler yapabilenler var. O zaman kutsal kaseyi aramaya çalışmayalım. Çoğu mit'te, efsanede geçer; bir kutu veya şey vardır onu bulursan her şeyi yapacak güce ulaşırsın, ama bu mitlerin çoğunda kutunun içinde bir şey yoktur ya da elde edilen iksir sadece acı, işe yaramaz bir çaydır. Mitlerdeki asıl vurgu ise şudur: “madem sen bu iksiri/şeyi bulabilecek kadar çok çalıştın o zaman siktir git biraz daha çalış da ne olmak istiyorsan onu ol”.



Şu anki sosyal, teknolojik ve bilimsel dünyamızı çok zeki insanlara borçluyuz. Bazılarının (Edison, tesla, rönesans aydınları ve pek çok İslam alimi) sadece 15 dakikalık uyku seansları ile hayatlarını idame ettirebildikleri söyleniyor. Çünkü adamların yapacakları iş belli. Peki ya bizler? Diyelim ki sabah 7'de kalkıp işe gitmen gerekiyor ve sen de 6:14'te uyandın. Ne yapıyoruz, tekrar yatıyoruz daha vakit var diye. İşte bu yüzden bizlerden bir bok olmuyor, öyle yiyip içip tüketiyoruz, filmdeki hap olmasa da pek çok farklı hapın veya şeyin bağımlısı olarak hayatta büyük bir savaşımız olmadan yaşıyoruz…





Limitless film eleştirisi

1 yorum: