19 Temmuz 2011 Salı

Un Prophète




"Un prophete" filmini Jacques Audiard yazıp yönetmiş. Filmin gerçekçi olması için de gerçek mahkumlardan ve mafya adamlarından yararlanılmış. Fransa'da sıkça cereyan eden müslümanlar ile müslüman olmayanlar arasındaki husumetler ana temayı süslüyor. Asıl konu ise pısırık, tırsak, konuşmaya bile cesaret edemeyen malik'in uyuşturucu prensi olması ve çıkana kadar hapishaneyi yönetmeye başlaması. İsminden mütevellit yanılgıya düşmemek lazım, filmin sadece bir yerinde mi ne "sen ne ayaksın lan yoksa peygamber misin?" gibi bişey söyleniyor başka da bişey yok.


Malik kardeş polislere saldırmak suçundan 6 yıl mahkum olur, hapisin ilk günlerinde çok zorlanır. Dikiş hattında çalışmaya başlar ama onu bile doğru düzgün beceremez. Allah'tan oz’da değiliz yoksa vern şilingır bunun neyse devam edelim. Malik ezikliğini o kadar belli eder ki futbolcu Henry'e çok az benzeyen bi mahkumla onun hiç kimseye benzemeyen arkadaşı bizim malik'i dövüp onun ayakkabılarını alırlar, başka da bişey yapmazlar. (malik tecavüze uğramayacak)


Bir gün hapise cesar reisin hiç sevmediği bir arap (reyeb) gelir. Cesar, hapishanenin lideri pozisyonundadır. Korsikalı tayfa buna biat etmiştir. Korsika bildiğiniz üzere fransaya ait bir ada ama buranın adamları genelde zencilerle uyuşturucu felan işi yaparlar, yalnız garibime giden bu cesar hapishane yetkilileri ile görüşmek için muayene kılıfını kullanmaktadır da herkesin bildiği ve gördüğü şekilde ikili görüşmeler oluyo kimden ne gizliyolar anlamadım, bence bu iş tamamen cesarın artistliği. Bunlar bu arabı öldürme planları yaparken arab da kendini Müslümanların koğuşuna naklettirmeye çalışır, arablığından dolayı Müslüman zannedebilirsiniz ama ilk duşta bu arap bizim malike yavşar malik de siktir git lan der.


Bi kaç zaman sonra bu cesar arabı öldürmek için bizim mal maliki seçer. Cesarın ilk konuşmalarında malik'e, "yüzüme bakmadan konuş" demesi de cesar'ın oturaklı bi  mafya kültüründen gelmediğini gösteriyor. Yüzüne baksa ne olur lan her gün aynı masada yemek yiyonuz. Malik, arabı öldürmek için daha önceden reddettiği çirkin teklifini kabul ettiğini söyler ve onu jilet yardımıyla öldürür. Artık arab ölmüştür ama maliki yalnız bırakmaz, malik ne zaman yalnız kalsa bu arab gelir. Filmde ara ara gördüğümüz hezeyanlar ve halüsinasyonlar malikin şizofreni olduğunu gösterir niteliktedir. Aradan biraz zaman geçer, malik her gün küfür yemeyi göze alır ve Korsikalıların köpeği olur. Bu sırada da harıl harıl Fransızca çalışır, kendini bulmaya felan başlar. Katil olduktan bizim onu ilk şizofreni haliyle gördüğümüzden sonra malikte bir uyanma olur, peki cinayeti işlemeyi kabul etmeseydi böyle olur muydu? Bilinmez. İşler ilk başta iyi gitmez, hapisteki Müslüman grup onu hiç sevmemektedir, konuştuğu sadece bi müslüman olduğunu iddia eden adam vardır. Henry'nin sakallı hali bu adama biraz benziyor.


Bi gün af mı ne çıkıyor bu Korsikalıların alayı serbest kalıyor, cesar başgan da afedersin piç gibi kalır. Artık sağ kolu bizim mal malik olur ve malik alet, edevat, güç, kudret, oda moda sahibi olur. Hapisteki tüm pis işleri kontrol eder, yönetir ve cesara rapor sunar. Malik durumunu o kadar ilerletir ki odasında acayip filmler izleyebilecek rahata kavuşur. Sonralarında tanıştığı bi cinganla (bizim cinganlar gibi değil hakiki sarışın cingan) uyuşturucu işine girmeye karar verir. Hem cesarın işlerini yapıyor hem de kendi yolunu buluyor arada dışarı çıkıp iş yaptığı da oluyor.


İşler yolunda giderken dışarıda cirit atan mısırlı latif, bunların uyuşturucu işlerine dadanır. Arap dediİk mısırlı dedik sanırsın müslüman adamlar, bunların alayı uyuşturucu kaçırıyor. Malik, sonra latifin bi akrabasını dövdürüp olayı tatlıya bağlatır ama bizim cesar da sinirini malik'ten almaya devam eder. Cesar'ın eski gücü kalmamış, adamları ona sırıtarak hapisten çıkmışlardı. Henry'e az benzeyen Müslümanların da sayısı giderek artıyordu, tüm bu olumsuzluklar yüzünden malik günde üç posta dayak yiyordu. İnanın cesar'a acıdım o kadar güç kuvvet sonunda malik'e şöyle diyordu: "artık benden korkmuyor musun? Buralarda volta atabiliyorsan seni hademe yaptığım içindir. Karnın doyuyursa (buralarda dana gibi bağırır) benim sayemde doyuyor. Rüya görüyorsan, düşünüyorsan, yaşıyorsan benim sayemde. Gardiyanları kafalamadım diyorsun siktir git oradan"


Malik artık uçağa muçağa binmeye, şehirlerarası çalışmaya başlar. Daha büyük mafya babalarıyla tanışır. Ama önüne gelen de bunu bi tokatlar, sonuçta bizim malik bebek yüzlü ezik bi şeydir. Allahtan kimse öpüp koklamıyor. En son bi mafya babasından dayak yerken hepsini olası bi kazadan kurtarır. Aha burada "nesin lan sen peygamber misin" repliği geçer. Bu Henry'e hiç benzemeyen mafya babası da malik'i sevip sevmeye ve kollamaya başlar.


Malik artık akıllanmaya da başlamıştır. Müslümanların liderlerinin dikkatini çekmek için imam mussaab'ın olduğu camiye para dolu çanta bırakır ve dikkatlerini de çeker. Müslümanlar da bunu sıkıştırıp sen ne ayaksın la bize haram para veriyon derler sonra parayı alırlar. Belli ki hayır işinde kullanacaklar. Müslümanların güvenini kazanan mal malikin artık tek hedefi vardır oda cesara bağlı olan zincirlerini koparmak. Bunun için onu bi güzel satar ve sırlarını araplarla paylaşır. Yalnız buradaki Müslüman kardeşlerimiz pek bi saf sonuçta hiç biri bi "kareem said" değildir.


Filmdeki bence en ilginç sahne bu malik'in öldürdüğü arabın hezeyan olarak gözüktüğü bi sahnede arabın Allah diyerek sema dönüşü yapmasıydı. Yine bi gelişinde de ona ilk vahiyden bahseder. Belli ki o eski araptan eser kalmamış bizim sapık arab iyi bi arab olmuş.


Marcaggi diye cesarın üstü olan bi mafya adamının öldürülmesi ihalesini alan malik, marcaggi'yi öldürmez ve cesarla ekibini satar. Derken cesar'ın kendisinden başka hiç bişeyi kalmaz tüm adamları öldürülür, bizim malik artık araplarla gezmektedir. Cesar çok aciz durumdadır. Yeni reis bundan gayrı bizim mal malik olmuştur. Derken bizim malik hapisten çıkar bunun ilk arkadaşı (Henry'nin sakallı haline az benzeyen adam) ölmüş ve karısı da onu ziyarete gelmiştir. Buradan sonrası bence filmin en orijinal sahnesidir; bunlar hapisten çıkıp yürürlerken bizim malikin adamları lüks arabalarıyla onları takip etmektedir ve malik bir bekçi, bir kapıcılar kralı edasıyla yürümektedir.


Filmin sonunda bizim mal malik'in nereden nerelere geldiğini düşünürsünüz. Kimi zaman şansının yardımıyla kimi zaman fırsatları iyi değerlendirip kriz yönetimi yapabilmesiyle ve özünde kolpa bi adam olması hasebiyle malik artık malik başgandır. Favorilerimden olan güzel müzikli bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. İleride hapishane kültürüyle ilgili film ve dizilere değinebiliriz.


Un Prophete film eleştirisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder