24 Temmuz 2011 Pazar

The Ladykillers




fragman

"The ladykillers" bence en komik yabancı filmlerden biri ama bahsettiğim 2004 yılında çekilmiş olanı biliyorsun bu film bi remake'dir. İlki taa 1955'lerde çekilmiş. Bu ilk filmde başrollerde Alec Guinness ve ablak suratıyla efsanevi Peter Sellers'ı görürsünüz. Peter sellers belli ki bu filmden sonra baya bi spor yapmıştır. Bu ilk filmde 5 tane suçlu soygun yapabilmek için yaşlı, bence son filmdeki teyzeye oranla acuze olan teyzeyi kullanmaya akabinde öldürmeye çalışırlar. İlk filmimiz hem komedi hem de gerilim içermektedir komiklik dediğimde kara mizah, öyle espriler havada uçuşmuyor. Nasıl olsa siz bu ilk filmi izlemezsiniz, zaten de biraz sıkıcı o yüzden eleştirilerimizi ikinci film üzerinden yapacağız tamam mı.
 

Bu ikinci filmi Ethan ve Joel Coen kardeşler çekmiş başrollerini ise Tom Hanks,  Marlon Wayans ve J.K. Simons paylaşıyor. Bu filmde coen kardeşlerin tüm kendilerine has uslüpları göze batıyor. En başta mükemmel müzikler film boyunca devam ediyor, "o brother ,where art thou?", "the big lebowski", "the naked man", "raising Arizona" ve "the man who wasn't there" isimli komedi formatına çok yakın filmleri çeken coen kardeşler bence yine çok güzel bi komedi filmi yapmışlar. Dedik ya bu filmlerin hepsinde de kardeşlerin kullandıkları ortak figürler, karakterler var. Alık ama sempatik tipler karşımızda. Aralarında biraz akıllısı durumu idare etmeye çalışıyor ama o da delidir, derken traji komik olaylar kahraman(lar)ın başından hiç eksik olmaz. Bu filmde de benzer olaylar vardır. Güzel müzik demişken sadece "no country for old man" filminde fazla müzik duymayız, diğer coel kardeşlerin filmleri çok güzel müziklerle süslenmiştir. İleride Coen kardeşlerin diğer filmlerine de değinebiliriz. 
 

Film güzel bi müzikle başlar, ardından kaknem teyzemiz Marva'yı ve dosta güven düşmana korku salan polis karakolunu görürüz. Teyzemiz hakiki bir zencidir. Teyze film boyunca çok konuşur ama kurduğu cümleler mantıksız değildir ayrıca teyzemiz çok inançlı birisidir, yürüyüşü ise tarif edilemez. Evinde kocasının yasını tutmakta, ona kavuşacağı günü beklemekte, bol bol da kendi kendine konuşmaktadır. Bizim apartmanların önünde sabah akşam oturan cırtlak teyzelerden daha az iticidir.
 

Teyzemin sade bi gününde eve Tom Hanks yani profesör Dorr gelir, profesör tam karizmatik bir giriş yapacakken teyze ondan kaçan kedisini yakalamasını ister. Bizim profesör kediyi yakalayacam diye ağacı devirip gıç üstü düşer neyse profesör teyzeyi akademik geçmişiyle etkilemeye çalışır aynı bizim cvsine otu boku yazanlar gibi. Teyze de tabii hiçbirini anlamaz ve önem vermez aynı bizim cvleri okuyan yetkili merciler gibi. Teyze ona bob Jones üniversitesinden bahseder, orası bi incil okuludur ve teyzem de muhafazakar bi insan olduğundan oraya her ay 5 dolar gönderip okul yönetiminin içini rahatlatmaktadır. Aslında burada yönetmenlerin bu zenci olaylarına bir göndermesi vardır. Biliyorsun bu adı geçen okula eskiden zenci öğrenciler alınmıyodu. Tom Hanks'in bu ilk sahnelerine bayılmamak elde değil, mükemmel bir oyunculuktu. İlerleyen sahnelerde profesörü sürekli şiirlerden alıntı yaparken göreceğiz. Kullandığı şiirler de çoğunlukla Edgar Allan Peo'nin eserleridir.
 

Profesörün eve gelme amacı kiralık odaya talip olmasıdır lakin teyze porfesöre sanki bi ısınmaz böyle ona boka bakarmışçasına bakar ki gülersin. Teyze sessiz bi şekilde müzikle ilgilenilirse odayı kiralayacağını söyler. Ayrıca teyze  “I left my wallet el Segundo“ adlı parçayı da niyeyse hiç sevmemektedir. Neyse üçkağıtçı profesör kilise müziği yapıyoruz ayağına odayı kiralar. Ama önemli olan da soygunda kullanacakları evin kileridir. Oradaki tavrı da çok komiktir. Derken benim en sevdiğim karakter olan Gawain gözükür. Kendisi, kumarhanede sessizce çalışması gerekirken yamuk giydiği şapkası, altın olmayan dolar işaretli nigger kolyesi ve yüksek sesle hiphap dinleyen suç işlemeye çok yatkın bi arkadaştır. Kısaca abullabut bi şahsiyettir. Bu bıronun ağzı çok bozuktur filmde 100'e yakın fuck muck der. Bir de apaçi misali şişman, çirkin fark etmez gördüğü her kadına sulanıp laf atmaktadır. Kumarhanede çalışan şişko zenci güvenlikçi ise çok orijinaldir, hayata neşeyle bakan işi gücü daşşak geçmek olan güldüğünde sizi de güldüren bir karakterdir. Bizim bu zencilerin gördüğü ilk beyaz adamı siklememeye çalışmaya hallenmeleri de manidar olmuş, tatlı tatlı göndermeler yapmışlardır.



Bir sonraki sahnede sevimli aryan pancake ve köpeği otto'yla tanışırız. Köpeğin ölme sahnesi çok komiktir. Köpeğe hayat öpücüğü mü verilir lan. Bizim otto afedersin bok yoluna gitmiştir. Sonra bir diğer soyguncu Lump ile tanışırız kendisi çok güçlü, iyi niyetli ama alık bir arkadaştır. Sonra filmdeki en komik sahnelerden biri gelir. 2 zenci bıro çin marketini soymaya çalışırlarken The General ile tanışırız. Çok antika bir karakterdir. Zencileri etkisiz hale getirme yöntemi ise kavgada düşmana yapılmaz. General sürekli sigara içen nazi bıyığının altında yufka yüreği olan bi ağabeymizdir. Bir sonraki sahnede zencileri kilisede ibadet yaparken görürüz. Yalnız matineye mi geldiniz ibadete mi belli değil. Çakma James Brown olan şarkıcı da çok komik olmuş. Neden sadece zenciler var bu kilisede der gibisiniz, biliyorsun bu zenci beyaz ayırımının olduğu sıralarda zenci liderlerin ön ayak olduğu bi yapılanma bu zenci kiliseler. Bu kiliselerde çoğunlukla gospel çalınır ki filmde de sıkça duyarız. Peki bu zenci kilisesine beyaz adam gidebilir mi, gider niye gitmesin. “lord dont move the mountain” haricindeki çoğu zenci ilahisi oynaktır. Aç düğünde çal kimse kıllanmaz. Baş rahibin insanları gaza getirmesi ve teyzem ile arkadaşlarının verdiği huşu dolu tepkiler orijinal sahnelerdir. Rahibin de yahudilere giydirmesi çok tatlı olmuş.
 

Neyse bizim ekip toplanır müzik provası maskesi altında hazırlıklara başlarlar. Soyacakları ise kumarhane kasasıdır. Kileri aynı bizim köyden indim şehire'deki saftirikler gibi kazarlar. Kumları ise çöp taşıyan vapurlara atarlar. Bi ara bizim teyze bunları kontrole gelir. Gawain malı da ağzından “pussy” isimli küfürü kaçırır akabinde teyzenin bunu bi dövüşü var ki hani herkes babannesinden dayak yemiştir ya aynı öyle. O çelimsiz sıska elleriyle vurur da hiçbir şey yapamazsın. Generalinde sigarayı ağzında yok edişi matrak olmuştur.
 

Gawain malı kumarhanede içerideki adam pozisyonunda çalışmaktadır. Bu yüzden fazla dikkat çekmeden bilgi toplamalıdır ama bu avanak önüne gelen tüm kadınlara laf atıp yüksek sesle müzik dinleyen zihinsel engelli kontenjanından işe alınmış gibi hareket eden bi hal içindedir. Çok geçmez bu mal kovulur. Bu sırada yaşanan diyaloglar çok komiktir. Gawain zenci olduğu için kovulduğunu iddia eder ama müdür haricindeki herkes zencidir. Gruptaki herkes yarım akıllı olduğu için hiçbir iş doğru düzgün gitmez zamanla bunların aralarına adavet girmeye başlar. waffle dükkanındaki gawain'in konuşmaları ve gta'dan çıkmış gibi silah çekişi çok komiktir. Aralarındaki en salak Lump'ın önerisi üzerine rüşvet yardımıyla gawain'i tekrar işe sokarlar.
 

Bir gün teyze ve profesör evde oturup çay içerken şerif eve ziyarete gelir, profesörde feci tırsar bu şerif kelimesinden, haliyle üst kattaki yatağın altına saklanır teyze de onu bulur ve pis pis sırıtır, o sahnelerde gözünüzden yaş gelebilir. Profesörü mal etmiş, saklandığı yerden çıkarmış çıkarırken de karda kayıp düşenlere baktığımız gibi bakmıştır. Gawain ve pancake, sürekli tartışırlar bu da ilk filmdeki daha sert ve ciddi atışmalara gönderme mahiyetindedir. Teyzem yine gospel müziği eşliğinde coşarken evde düzenleyeceği çay partisinin hazırlıkları için eve erken gelir ve bizim malları suçüstü yakalar. Yalnız 50 tane zenci karının da çay partisi çok matrak olmalı, ben bizimkilerin “gün”lerinden biliyorum. Neyse teyze para mevzuunu akşama bırakır ve onlardan biraz oynak havalar çalmalarını ister bu mallarda tabi beceremez ama profesör şiir okur, yine Edgar Allan Poe'den yararlanır. Profesör zenci teyzelere beyaz adam şiiri okur, teyzeler de ne anladılarsa amin derler, bu sahneler inanılmaz güzeldi. Bu tarz ingilizce konuşabilen karakterlerin olduğu filmleri konusu ne olursan olsun izleyebilirim.


Akşam olduğunda teyzeye her şeyi anlatırlar, teyzeye incil okuluna biraz para verelim teklifleri yetersiz kalmıştır çünkü teyze paranın alayını istemektedir. Bunlar da madem öyle teyzeyi öldürelim derler, kısa çöpü çeken gawain teyzeyi öldürmeye gider ama teyzede annesinin gençlik hali tezahür eder ve yapamaz, teyze de bunu yastıkla bi güzel döver aynı ebemizin dövdüğü gibi neyse niggerımız bu işi beceremez. Gawain ile pancake tekrar tartışırlarken bu sefer kaza eseri gawain ölür . onu kumları attıkları çöp vapuruna atarlar. Bu arada pancake de grubu dolandırmaya çalışır ve paralarla kaçarken general bunu yakalar ve öldürür onu ve sevgilisini de çöp vapuruna atarlar. Geriye üç kişi kalırlar. Bu sefer öldürme sırası generaldedir. General de sakarlığın kurbanı kendi kendini öldürür onu da vapura atarlar. Geriye kalırlar iki kişi ama avanak olan Lump, teyzenin öldürüleceğini daha yeni keşfetmiştir ve bu öldürme işine izin veremeyeceğini söyler, profesörle tartışmaya başlar ve kendini zeki bir şekilde öldürür, kendiliğinden vapura düşer derken bi kuzgun belirir onun yüzünden heykelin başı devrilir ve profesörü öldürür, oda kendi kendine köprüden aşağı düşer ve gemiyi boylar.
 

Bizim hırsızların hepsi bok yoluna gitmiş, çöp vapurlarında maceralarını sonlandırmışlardır. Tüm para da teyzeye kalır ve teyze bu paraların hepsini ayda 5 dolar gönderdiği okula gönderir, eğlenceli ve bol usta oyuculuk görülen filmimiz de biter. İlerleyen zamanlarda başka güzel komedi filmlerine değiniriz. Filmimizin eleştirisini filmin sonundaki güzel şarkıyla kapatalım.




The Ladykillers film eleştirisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder